Öyle bir yuva ki, burada insanoğlu yaşamı süsleyen temiz ve kutsal her şeyi elinin tersiyle itmiştir; kadın denilen insan varlığını taçlandıran dünya güzeli, anlamsız, tuhaf bir yaratığa dönüşmüş ve ruh temizliği ile birlikte tüm kadınsı niteliklerini yitirerek ERKEKLERE ÖZGÜ BAYAĞILIKLARI BENİMSEMİŞ, BİZDEN FARKLI, NARİN, GÜZEL BİR VARLIK OLMAYA SON VERMİŞTİR.
Bunların istediği heyecan yaratmak değil. Biz heyecana güvenmeyiz. Ne zaman bir yerlerde ortaya çıksa, Alevilerin, kıtlığın, sefaletin habercisi olmuştur. Aynı zamanda insanın aşağılanmasının. Heyecan her şeyden önce acizlerin silahıdır.
İnsan uyandığını nasıl anlar?
Her gözlerimi kapattığımda söz veririm kendime, “Bu sefer tanık ol uyanışına” diye.
Uyanışımın aşamalarını bilmek isterim. Ama olmaz. O kadar uzaktır ki o iki dünya! Milyonlarca kilometre mesafe vardır gözlerin kapamasından açılmasına.
Tek bir hareketle uyku dünyasından gerçek dünyaya geçiliyor. Bundan daha hızlı gerçekleştirilen bir yol alma şekli var mı? Işık hızını alay konusu edecek kadar çabuk açılan gözler gerçek dünyaya döndürüyor insanı.
Ve kimse farkında değil, bedeninin sabah iki yorgunluğunun, çok uzaklardan göz açıp kapayıncaya kadar gelmesinden kaynaklandığının.
Kimse iki dünya arasındaki saat farkını hesaba katmıyor. Milyonlarca kilometreyi ışık hızında geçmemizi sağlayan gözkapaklarımız kapanır. Uyku evrenine geçilir. Açılırlar, gerçek bıraktığımız yerden devam eder.
İnsanın en büyük hatası kendini seyretmemesidir. O kadar çok ilgilenir ki dekorla! Tanıyamaz bir türlü başaktörü.
Sen, cehennemin üzerine kurulduğu arsanın hissedarı olacak kadar kötüsün. Şeytan bu yüzden göz yumuyor yaptıklarına ve seni hayatta tutmaya çalışıyor, bütün oynadığın ölüm oyunlarına rağmen. Ölüp de onun yerine göz koymaman için!”