Alkolik insanların pek çoğunun karaciğer
rahatsızlığından öldüğünü hepimiz biliyoruz. Ama aynı zamanda, pek çok insanın alkol aldığında oldukça sinirli ve öfkeli bir hale geldiğini de biliyoruz. Alkol, karaciğer tarafından işlenir ve fazlası karaciğerin gereğinden fazla uyarılmasına
sebep olur. Bir organa fazla yüklendiğinizde ya da o organı
fazla uyardığınızda, üretmek için programlandığı duyguyu daha fazla üretecektir. Karaciğer, kızgınlık duygusu üretir. İçki içildiğinde şiddeti ortaya çıkartan mekanizma budur.
Duygusal İhmal Kapsamına Giren Yaklaşımları Daha Ayrıntılı Ele Alalım :
• Çocuğun Sevgi ve ilgi görmemesi ,
• Gösterdiği olumlu davranışların fark edilip takdir edilmemesi,
• Çocukların görebileceği veya duyabileceği şekilde şiddetli kavgaların edilmesi,
• Çocuğa karşı gösterilen zarar verici davranışların engellenmemesi,
• Çocuğun sergilediği zarar verici davranışların (saldırganlık, alkol ve uyuşturucu kullanımı, suç işleme) görmezden gelinmesi,
• Uygun davranışları sergilemesi için çocuğa destek olunmaması.
bir gece sabaha karşı
en kilitli kapılarım açılacak
yalnızlığımdan çıkıp gideceğim
ne sensiz kalırsam korkusu
ne kitaplarda okuyup altını çizdiklerim
ne alkol tutabilecek beni
ne ölüm telâşı
“Hızlı içiyor. Bunu çok seviyorum. Bir kadının iyi içki içmesi kadar seyretmesi zevkli bir gösteri yoktur. Tabii söz konusu kadın anneniz ya da büyükanneniz değilse! Yanan çemberin içinden atlayan kaplanları seyretmek gibidir bu gösteri. İçki kadehlerinin içinden geçen kadınlar. Melek gibi olurlar. Sarhoşlukları, kendilerinden geçmeleri asil bir zarafet içinde, büyüler seyredenleri…”
Evvelki geceydi. Bu işi sona vardırmaya karar aldım. Kapıyı arkadan kapadım. Gidip, duvardaki resmin karşısında durdum, baktım. Bilmiyorum, aklıma ne geldi. Fakat o gözümde artık bir yabancıydı. Kendi kendime: "Bu adamın benimle ne ilgisi var?" diye soruyordum. Karışıklık, heyecan, korku ya da mutluluk hissetmiyordum. Yaptığım tüm işler, yapmak istediğim her şey boş ve anlamsız görünüyordu. Tüm yaşam, bana komik geliyordu. Odanın etrafında göz gezdirdim. Her şey yerli yerindeydi. Gidip, dolaptaki aynanın önünde rengi uçmuş yüzüme baktım. Gözlerimi yarıya kadar kapadım. Ağzımı biraz açtım. Başımı ölü gibi eğik tuttum. Kendi kendime: "Yarın bu şekilde bu yüzle çıkacağım. Önce kapıyı ne kadar çalsalar da kimse cevap vermez. Öğleye doğru uyuduğumu zannederler. Sonra odaya girerler ve beni bu halde görürler" dedim. Bütün bu düşünceler yıldırım gibi gözümün önünden geçti.