Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
23 dk. · Kitabı okuyor

‘Yalnızca öğüt verebilmek değil, öğüt alabilmek demek olan ‘tevâsi’ mevzuu ile ilgili Hazreti Ömer’in başından geçen çok güzel bir hadise vardır. Kendisinin Mü’minlerin Emiri olduğu dönemde bir görevi de hutbe vermekti. İnsanlara yapmaları gerekenler hususunda tavsiyelerde bulunup onlara dürüstlüğü hatırlatıyordu. Bir gün gezinti esnasında bir pencereden içeriyi gördü. İçeride içki içen ve sarhoş gibi görünen bir genç vardı. Hazreti Ömer’in celâli hepinizin malumu! Kapıyı yıkıp içeri girdi, genci yakasından kavrayıp şöyle söyledi; ‘Demek benim gözetimim altında iken içiyorsun!?’ Genç ise, ‘Ben bir haram işledim, sen ise üç.’ diye cevap verdi. Hazreti Ömer bu cevap karşısında şaşırıp kalmıştı. ‘Sen neden bahsediyorsun?’ deyince genç; ‘Evvela benim penceremden içeri baktın. Bir Müslümanın mahremiyetine hürmet etmen gerekirdi; içeri bakmamalıydın. İkincisi, benim içki içtiğim zannında bulundun. Bunu bilemezdin. Su veya süt içiyor da olabilirdim. Müslümanlar hakkında zanda bulunmamalıydın. Üçüncüsü, evime benim müsaadem olmadan girdin, bunu da yapmamalıydın. Davet edilmediğin sürece iman eden birinin evine girme. Üç haram fiilde bulundun!’ deyince, Hazreti Ömer özür dileyerek genci serbest bıraktı ve oradan ayrıldı.
Devlet reisiydi, ‘Bak bak, demek senin de ağzın var!’ ‘Gel bakalım benimle, ben sana ne yapacağımı bilirim’ diyebilirdi pekâlâ. Ama hayır. Sadece oradan ayrıldı. Aradan birkaç hafta geçti, Hazreti Ömer mescitte hutbe verdiği sırada aynı genç içeri girdi. Hazreti Ömer hutbeyi bitirince genci yanına çağırıp tenhada ona dedi ki; ‘O vakitten beri hakkında tek bir kötü söz sarf etmedim.’ Genç; ‘Ben de o vakitten beri ağzıma bir yudum içki koymadım.’ diye cevap verdi. İşte tevâsi böyle olur. Her ne kadar liderlik pozisyonunda olsa da dinlemeye istekli. İçmiş bir genç olsa bile, kimseyi görmezden gelmiyor. Alkol kokan bir gencin öğüdünü tutuyor Hazreti Ömer. Onlar tevâsav bi’l hakk ne demek tam manası ile bildiler.’’

Dirilt Kalbini, Nouman Ali Khan (Sayfa 69 - Timaş Yayınları, 2018.)Dirilt Kalbini, Nouman Ali Khan (Sayfa 69 - Timaş Yayınları, 2018.)

13-18 yaş arası çocukların konuştuğu konularla bakıyorum da, hayat sıkıcı, ölmek istiyorum, bu hayat yaşanmaz vb. Bununla kalmamak üzere cinsel ilişki yaşı artık 12 ye inmiş. Küçücük çocuklar sevişmekten bahseder olmuş. Alkol sigara hat safhada. Arkadaşlar nedir bu toplumun hali? İşin kötü yanı yarın ülke bunlarla kalacak..

Orhan Veli Kanık
Orhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Edebiyata olan ilgisi ilkokul sıralarındayken başlar.İlk hikâyesi “Çocuk Dünyası” adlı bir dergide yayınlanır. Ortaokulun yedinci sınıfına geldiğinde Oktay Rıfat Horozcu, sonraki yıllarda ise Melih Cevdet Anday’la tanışıp arkadaş olur.Lisedeki edebiyat öğretmeni ise Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Veli’nin edebiyata olan ilgisinden haberdardır. Ona öğütler verir ve yol gösterir. Lise öğrenimi devam ederken Melih Cevdet, Oktay Rıfat ve Orhan Veli arkadaşlığından bir de dergi doğar: “Sesimiz” O yıllarda yazdıkları şiirlerde aruza uygunluk ve ahenk dikkati çeker. Şair, aynı zamanda tiyatroyla da ilgilenir. Birçok tiyatro oyununda rol alan Orhan Veli, sonraki yıllarda pek çok tiyatro oyununu Türkçe’ye çeviren isim olacaktır.1936 yılında Nahid Sırrı Örik’in önerisiyle Varlık dergisinde şiirleri yayınlanır.
Ve Orhan Veli Kanık, edebiyat dünyasına şu cümlelerle tanınıtır: “Varlık’ın şiir kadrosu yeni ve kuvvetli genç imzalarla zenginleşmektedir. Aşağıda dört şiirini okuyacağınız Orhan Veli, şimdiye kadar yazılarını neşretmemiş olmasına rağmen olgun bir sanat sahibidir. Gelecek sayılarımızda onun ve arkadaşları Oktay Rifat, Melih Cevdet ve Mehmet Ali Sel’in şiirimize getirdikleri yeni havayı daha iyi belirtecektir.” Yayınlanan ilk şiirlerinin bir kısmını Mehmet Ali Sel takma adıyla yazar.Yazıları ve şiirleri 1936-1942 yılları arasında Vaklık dergisinin yanı sıra Gençlik, İnkılapçı Gençlik, Ses, İnsan gibi dergilerde de yayınlanır.1936 yılında Melih Cevdet Anday’la birlikte trafik kazası geçirirler.Melih Cevdet Anday’ın kullandığı araç Çubuklu Barajı yakınlarındaki bir tepeden aşağı yuvarlanmıştır. Orhan Veli, bu kazanın ardından 20 gün komada kalır.Ve 1941 yılının Mayıs ayında Garip seçkisi yayınlanır.Yayınlanan seçkide Melih Cevdet Anday’ın on altı, Oktay Rıfat’ın yirmi bir, Orhan Veli Kanık’ın ise yirmi dört şiiri yer alır.Bu kitap, daha sonradan Birinci Yeni olarak da anılacak olan Garip akımının öncüsü olur.Akımın öncüleri arasında yer alan Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat ve Orhan Veli, kendilerinden önceki hececi ve toplumcu-gerçekçi şairlerin şiirlerini tamamen reddettiler.1949 yılında Yaprak dergisini çıkarmaya başlar. Hatta yeni sayıya para yetiştirebilmek için paltosunu satmak zorunda kalır.Dergide Bedri Rahmi Eyüboğlu, Necati Cumalı, Oktay Rıfat, Melih Cevdet, Sabahattin Eyüboğlu, Abidin Dino gibi isimler de yer almaktadır. Derginin son sayısının masrafları için Abidin Dino’nun kendisine hediye ettiği resimleri elden çıkarmak zorunda kalır.Aynı günlerde Nâzım Hikmet’in serbest bırakılması için düzenlenen kapmanyaya destek veren Oktay Rıfat, Melih Cevdet ve Orhan Veli, üç gün boyunca açlık grevi yaparlar.Aynı zamanda Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’in ilk toplusal şiirleri de Yaprak dergisinde yayınlanır.Ankara’da belediye işçileri tarafından açılan çukura düşerek yaralanır ve İstanbul’a geri döner.Damar çatlaması sebebiyle başlayan kanama doktor tarafından doğru tespit edilemeyerek “alkol zehirlenmesi” teşhisiyle yanlış tedavi uygulanır. Aynı akşam komaya giren şair, hastanede hayatın kaybeder.Orhan Veli’nin son şiiri “Aşk Resmi Geçidi”, ceketinin cebinde bir diş fırçasına sarılı olarak bulundu ve Son Yaprak dergisinin özel sayısında yayınlandı.

Işıkları yakmadan,evde bulunan tek kanepeye oturup,imparatorluğumu kurdum. Ev çok sessizdi. Damarlarımdaki kanın akış sesini duyabiliyordum. Tükettiğim alkol yüzünden başım o kadar çok ağrıyordu ki;burnumdan ikiz bebek doğurabilirdim. Sessizliğe tempo tutup,ayaklarımı hafifçe yere vurarak eşlik ettim. Mükemmel bir müzik. Notalar yok. Görültü yok. Sadece ben varım. Tadını çıkartabildiğim nadir anlardan biri..

Gökay Sarı, Zargana'yı inceledi.
 22 May 00:20 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Günday’ın beni en az etkileyen romanı oldu. Yazarın sistemini ve karakterlerini oldukça iyi tanıyan biri olduğumu söyleyebilirim, ancak Zargana beni içine alamadı.

Günday’ın romanlarında karakterler ekstrem davranışlar sergileyebiliyorlar doğru, kurgu da gündelik hayatta pek ihtimal vermediğimiz olasılıklar çerçevesinde şekillenebiliyor. Günday, tüm bu “olağandışı” unsurları ustaca sistemleyebiliyor normalde, okuyucusuna yaratmış olduğu dünyayı mantık hatalarlarını sıfıra indirgeyerek ve kurgu geçişlerini sağlam kalıplara oturtarak yapabiliyor bunu.

Bahsettiğim kabiliyetini en zayıf şekilde sergilediği eserlerinden biri bence maalesef bu. Elbette, okuyucu olarak benim eksikliklerim de söz konusudur, ancak yazarın tüm eserlerini okumuş biri olarak; Zargana ile birlikte Kinyas ve Kayra’da pek çok defa Günday’ın kurgusunun, yarattığı dünyanın sınırları dışına çıkmak zorunda kaldım.

Zargana’nın bir diğer özelliği de, yazarın tüm eserlerindeki karakterlere gayet tabii bir benzerlik göstermesine rağmen, kompleks karakter gelişiminin temel nedenlerini, yani zat-ı muhteremin niçin böyle bir zat olduğunu, ve kurgudaki olaylara neden, nasıl ve ne zaman tepki vereceğini okuyucusuna çok belli ediyor. Günday bunu bilerek yapmış elbette, ancak bunu minimumda tutarak, okuyucusuna karakterlerini sürekli sorgulatmayı başararak yaratmış olduğu olduğu şahane eserleri var; Malafa ve Piç gibi.

___Yazının Devamı SPOILER İçerir___

Zargana’nın, iki kimyasal uyuşturucu maddeye verdiği tepkiyi gerçekten de muazzam bir şekilde betimlediğini eklemeden geçemeyeceğim. Bu eserde beni galiba en fazla heyecanlandıran bölüm buydu.

Bunın dışında, Günday’ın kaleminin sert kurguların altına imza attığını biliyoruz, yine oldukça çarpıcı birkaç sahneyi aklımıza tüm rahatsız ediciliği ve unutulmazlığı ile işlemeyi başarıyor. Günday okurken tedirgin olmamak epey zor, keza Zargana’nın tecavüze uğradığı sahne yazarın, dilediğinde okuyucusunu nasıl da pençeleri arasında kitleyebildiğini gösteriyor. Rahatsız oluyor, hatta okumak istemiyor ve kaçacak bir delik arıyorsunuz, yine de okuyorsunuz.

Yeraltı Edebiyatı kavramını etiketleştirip bir popüler kültür malzemesi haline getiren onca sevimsiz yazar ve eserin zırvaladığı tecavüz, alkol, kan ve ter, kavga, uyuşturucu, kusmuk falan filan saçmalar dolusu bir zırvalıktan oluşan o ergen edebiyatını düşününce, Günday’ın bu zibidiliklerin ve zibidilerin haddini bildirdiğini düşünüyorum.

Zira, Günday yukarıda bahsettiğim saçmalıkları alıp, ustaca yoğuruyor ve onları anlam ve estetik kaygısının ince süzgecinden geçirerek bir kurguyu “gerçek anlamda” nasıl sertleştirebileceğini çok iyi biliyor.

Zargana’daki protagonistin kimyasal maddeler ile etkileşimi ve uğradığı şiddetin betimlenişi yazarın az önce bahsettiğim niteliğini gayet güzel bir şekilde kanıtlıyor bence.

Ömer Efeoğlu, bir alıntı ekledi.
21 May 23:01 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Alkol üreten bunca fabrikalar yetmiyormuş gibi, birçok ülkede insanlar bu şeytan kazanını, bizzat kendileri kaynatırlar, içkilerini kendileri hazırlarlar. Eğer idareciler evlerdeki bu içki üretimini yasaklayacak ol-salar hemen itiraz edip, gürültü ve patırtı koparırlar.
Devletlerin gücü, şişedeki şeytanın gücü ve kudreti kadar büyük değildir. Çünkü bu güç, yıkmak bozmak için harekete geçtiğinden, az bir kuvvetle çok zarar verir. Şişedeki şeytanın ordusu, dünyanın en kalabalık ordusudur. Bu ordu, her türlü iyilik ve güzelliğe karşı tam bir savaş halindedir. Bu ordunun hiçbir askeri, sa-vaş meydanından kaçmayı bile düşünmez.

İdealist Öğretmen (İdeal Öğretmen), Grigory Petrovİdealist Öğretmen (İdeal Öğretmen), Grigory Petrov
Zynp Arı, bir alıntı ekledi.
21 May 22:56 · Kitabı okuyor

Ey İnananlar! Alkol, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçınınız ki kurtuluşa eresiniz.
(5-MÂİDE Suresi 90.Ayet)

Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an’ı Kerim Meali, Bayraktar BayraklıYeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an’ı Kerim Meali, Bayraktar Bayraklı