Hayır, gerçekten arayan biri, gerçekten bulmak isteyen biri, hiçbir öğretiyi benimseyemezdi. Ama aradığını bulan da hangi öğreti olursa olsun, hangi yol, hangi amaç olursa olsun hiçbirinden onayını esirgeyemezdi.
Alıntı
Babamın kitaplığını karıştırdığım bir gün, Darülfünun öğrencilerinin resimlerinin bulunduğu bir yıllık gözüme çarptı. Bu yıllığı incelerken gördüğüm bir fotoğraf dikkatimi çekti. Bütün öğrencilerin kravat takmış, koyu renk elbiseler giymiş, saçlarını tek tel oynamamacasına taramış olarak çektirdikleri bu fotoğraflar arasında, saçı başı darmadağınık, ceketsiz, açık yakalı, kolları sıvalı beyaz bir gömlek giymiş bir gencin resmi de vardı. Diğer mazbut giyimli gençler arasında hu fotoğraf, sıkı bir disiplin altında geçen hayatımda bana bir isyan bayrağı, bir başkaldırı simgesi gibi gelmişti. Adını okudum. Nihai Atsız. Demek o sıralarda o kadar sözü edilen Turancıların başı Nihal Atsız buydu. Babamdan sordum Nihai Atsız'ın kim olduğunu, Turancıların kimler olduklarını ve ne istediklerini. Babamın o gün bana neler anlattığını tam olarak hatırlamıyorum. Fakat Nihai Atsız'ın kim olduğunu, başını çektiği hareketin amaç ve hedeflerini, Turancılığın yurdumuz için bir felaket olacağını, beni hemen ve kesinlikle ikna edecek bir şekilde anlatmış olmalı ki Turancılık hevesinden daha başlamadan vazgeçtim. Kaldı ki Turancıların, Türkçülerin kimler olup neler yaptıklarını ve babamın gerçekten haklı olduğunu bizzat görmek için çok beklemeyecektim. 1945 yılının aralık ayında Tan matbaasının, milli duyguları galeyana(!) gelen gençler tarafından yıkıldığını, bu gençlerin Babıali'nin altını üstüne getirdiklerini, İkinci Dünya Savaşı boyunca dünyadaki ve Türkiye'deki gerçekleri doğru olarak yansıtan tek gazete olduğunu ilerde öğreneceğim Tan gazetesinin sahibi Zekeriya Sertel'i lanetlediklerini, gazetedeki köşesinde her gün yazısı çıkan Sabiha Sertel'i kırmızı mürekkebe bulayıp sokakta oynatmaya hazırlandıklarını, bu satırları okuyanlar arasında hatırlayacak olanlar vardır kuşkusuz. Tan
Sayfa 66
Reklam
Hayır kelimesini kullanma biçimimiz, bir başka deyişle sınırlarla olan ilişkimiz temelde tek bir amaç taşır: Temel duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamak ya da bu ihtiyaçlarla ilgili ortaya çıkabilecek şeyleri bertaraf etmek.
Sayfa 80 - Psikonet
Psikoloji
Kendini insanları sevmeye, çevren için olumlu şeyler yapmaya ve hayatını amaç ve anlam veren bir şey yaratmaya ada.
Sayfa 109 - BOYNER YAYINLARI - 26.BASKI·Kitabı okuyor
Zaman "zaman, alaycıların, din düşmanlarının gurur dolu sözlerini duyduğum oldu: Tanrı en sevgili, en pak kulunu iblisin eğlencesi etmeye nasıl kıymış, onu evlatlarından edip vücudunu irinli yaralarla ne diye sardırmış! Bunlar öyle yaralarmış ki, adam içindeki irini bir çömlek parçasıyla kazıyarak temizlermiş... Bütün bunlar sadece şeytana, “Bir azizin, uğrumda nelere katlanacağını gör!” diye gösteriş yapmak uğrumda nelere katlanacağını gör!” diye gösteriş yapmak için miymiş... Oysa amaç, ölümlü dünyayı bir an ölümsüz gerçekle karşı karşıya getirmektir. Ulu Tanrı dünyayı yarattığı günlerde, her günün sonunda, “Yarattığın her şey iyidir,” diye övündüğü gibi Eyüp'le de gururlanmaktadır. Tanrıya övgüleri duyuran Eyüp de yalnız Yaradana değil, bütün insanlığa sonsuzluğa kadar hizmet etmektedir. Zaten dünyaya gelişinin nedeni budur: Tanrım, bu ne kitap, içinde ne yüce örnekler var! Kutsal tarih gerçekten büyük, insanlara mucizevi güçler veren bir eserdir! Sanki bütün dünyayı, insanları ve insan tabiatını temsil eder, içinde her şey gösterilmiş, adlandırılmış, sonsuzluğa dek kararlaştırılmıştır. Bundan brasscha nice çözümlenmiş, açıklanmış sır da var içinde!.. Yıllar sonra Tanrı, Eyüp'ü tekrar kalkındırır, servetini yeniden bağışlar. Bir zaman sonra da ona yeni çocuklar verir. Hey Ulu Tanrım! İnsan düşünürse, kaybolan, yokluğunu çektiği evlatların yerine yenilerini sevmek kolay mıydı acaba?.. Ne kadar sevse de öbürlerini hatırladıkça tam anlamıyla mutlu olabilir miydi? Olabilirdi, mümkündü bu. Büyük tabiatın o sırlı eli eski bir acıyı yavaş yavaş onarıp sakin, içli bir sevinç haline getiriyor, coşkun delikanlılığı durulmuş, huzurlu ihtiyarlığa döndürüyor. Her sabah güneşin doğuşunu kutsarken kalbim eski günlerdeki gibi övgülerle dolu. Ama günbatımının o upuzun, çapraz
Sayfa 389·Kitabı okudu
"Başkalarının sırf kuru bir söz vermek saydıkları şey onun için sonuna kadar sürecek belki ağır, sevimsiz, ama vazgeçilmeyecek bir ödevdir; ödevini yaptığını duymak onun ruhunu besleyecektir. Katerina İvanovna, siz bundan sonra hayatınızı acılar içinde, duygularınızı, kederlerinizi ve kahramanlığınızı seyretmekle geçireceksiniz. Zamanla bu acı hafifler, yaşayışınız soylu amaç içinde tatlı bir yola girer. Gerçekten soylu, ama hiçbir umutlu yanı olmayan amacınızın yalnızca sizin eseriniz olduğunu düşünmek sonunda sizi tamamen doyuracak ve geri kalan şeylerle uzlaşmanızı sağlayacaktır."
Sayfa 250·Kitabı okudu
Reklam
Reklam