Amacım içimde, yeniden kendime döneceğim herhangi bir "esas" aidiyet bulmak olmadığından -bu anlaşılacaktır-, bunun tam tersi bir yol izlerim: kimliğinde ne kadar öğe varsa ortaya çıkarmak için belleğimi didik didik eder, bunları toplar, sıralarım, hiçbirini reddetmem.
Gerçeklerin hayal ürünleriyle sarmaş dolaş olduğu pek çok kitap basıldı ve bu kitaplar ya su götürmez bir şekilde kahramanlık içeren hikayeleri anlatmak suretiyle savaşı yüceltiyor ya da ölüme ilişkin iç burkan ifadeler yoluyla savaşı yorumlayıp nihayetinde okuyucuyu, askerleri kana susamış birer katil olarak görmeye ikna ediyor. Ben iki yolu da seçmedim; amacım ne yüceltmek ne de yargılamak.
Mevdudi'nin böyle bir sınıflama yapması, sizde onun Müslümanları tekfir ettiği düşüncesini uyandırabilir. Ama durum böyle değildir. Bir yanlış anlama olmasın diye şu sözleri de ekler:
Müslümanlara kâfır damgası yapıştırmaya çalıştığımı asla dü-şünmeyin. Amacım kesinlikle bu değil.Onun amacı yalnızca herbirimize başkalarını değil kendi kendimizi yargılayacağımız ölçüler vermektir:
Bu ölçüyü başkalarını sınamak, yargılamak için kullanıp onların müslüman, kâfir ya da iki yüzlü olup olmadıkları hakkında karar vermeyin; sadece kendinizi yargılayın ve eğer bir eksiklik görüyorsanız bunu Allah'la yüzyüze gelmeden önce gidermek için çalışın.
İnsan yirmili yaşlarında kendini iyi hissettiren birini arar.
Otuzlarında ise kedini anlayan birini arar.
Olgunluk birad da bundan ibarettir.
Omuzlarında artık kendimi iyi hissetmek yerine anlaşılmak gibi bir amacım vardı. Bu hayatta insanın karşısına onu anlayan veya onun yaşadıklarını anlamak için kafa yoran birisi nadiren çıkar ve bu tanışmalardan doğan fırsatları asla kaçırmamak gerekir.