Siz Türkiye'yi tanımış mıydınız?
Evet, çocukken; sonra da dört-beş gittim.
Amerika'ya kaç yaşında geldiniz?
Sorun bakalım, Türkiye'deki hapishaneler hakkında yazdığım yazıyı okumuş mu? Geceyarısı Eksperisi'ne karşı yazmıştım; bana ırkçı geldiği için. Hapiste olan bir arkadaşımı, çok büyük bir Türk sinemacısı, yakın dostum Yılmaz Güney'i ziyarete gitmiştim. O yazı bu ziyareti anlatıyor; New York Times Magazine'de Fransızca olarak Positif'te yayımlandı. Türkiye'yi çok seviyorum, çok yabani, iç kesimleri ilkel.
Yabani olan sizsiniz. Siz bir yabanisiniz.
Ben mi? Evet. Türkler biraz Japonlar, Meksikalılar gibidir. Bir yanları var, ''Seni çok seviyorum, bayılıyorum''; bir yanları da var, ''Grrrr...''; çok tehlikeli!
29 Kasım 1947'de Amerika Birleşik Devletleri'nin ABD baskısıyla kabul edilen ve iki devletli çözümü öngören BM Taksim Planı, siyonist diplomasisi için tam bir zaferdir. Zira 70 yılda ancak yüzde 6 ‘lık toprağa ve %30'luk nüfusa sahip olabilen Yahudilere, müstakbel devlet için Filistin'in %56'lık kısmı ayrılır. Ancak burada yaşayan yüz binlerce Filistinlinin varlığı, demokratik bir Yahudi devleti kurma önünde engeldir. İşte bu noktada Siyonist Çeteler, üç aşamalı etnik temizlik politikasına girişirler, GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 31
Sadece kullanılacak kelimelerin değiştirilmesi, problemin çözüldüğü yanılsamasını da yaratabilir. Bilim adamı yerine bilim insanı demenin kimseye bir zararı yok ancak bu, kadınların akademide eşit şartlarda mücadele ettiği anlamına gelmiyor. Amerika'daki son ırkçılık karşıtı gösteriler de ortada pejoratif kelimelerin dilden çıkarılmasıyla çözülemeyecek daha derin sorunlar olduğunu gösteriyor. Politik doğruculuğun sorunları gidermekte ilk adım olmaktan çok son kerte olabileceği ihtimalini gözden kaçırmamak lazım. Unutmayalım, sevimli olan etkili olmak zorunda değil.
Amerika ; savunmasının yetersizliğinin farkına vardığında İkinci Dünya Savaşı birinci yılını doldurmuştu.., en büyük engel psikolojikti. Çünkü Amerika hâlâ uykuda idi. 1940'ta Fransa'nın düşüşü ; bizi uyandırmamıştı - Bizi derken diğer profesyoneller gibi bütün profesyonel askerleri kastediyorum - tehlikeyi tam olarak anlamamıza yetmemişti.
HALUK ŞAHİN: Ben altı yıl Amerika Birleşik Devletleri'nde kalmış, kısmen de televizyonculuk okumuş bir kitle iletitişimcisi olarak, "Eğer televizyoncu kumaşından biri varsa o da bu yakışıklı delikanlıdır," dedim. Çünkü bir televizyoncunun sahip olması gereken tüm özellikleri taşıyor. Ekrana bakmayı ve gülümsemeyi bilen, kendine güvenen biri olarak dikkat çekmişti.
Hayatının tamamını programcılığa adamıştı ve hakikaten güzel şeyler yapmaya başlamıştı. Başkalarının görmediği konuları görebiliyor, gidip çekebiliyor ve bunların kurgularını çok güzel yapabiliyordu. Gazeteci bakış açısıyla hayatı beceriyle gözlüyordu. Kalemine hâkimdi. BBC'de gördüğü kurslar sayesinde televizyonculuğun dilini çok iyi anlamıştı. "Yaşadığımız Günler" programında toplumsal yaşamdaki birtakım konuları ele almasının yanı sıra, zaman zaman eğlenceli olaylara da giriyordu. Böylece yıldızlaşmaya başladı.
Sayfa 56 - Sia Kitap, Birinci Basım Aralık 2019·Kitabı okuyor