Oyun istiyor annesi;))
Ama her öğretmen oğlumu sevmiyordu. Yetişkinleri büyüleme yeteneğini iyiden iyiye parlattıysa da bazıları onun gerçek yüzünü görebiliyordu. Aşağı yukarı üç yıl önce biri görmüştü.
Alıntı
İnsanların bana savurduğu kırıcı sözleri başkalarıyla paylaşırsam, onların zihninde sadece bu sözlerle özdeşleşeceğimden hep korkardım. Cildimin çok kusurlu olduğunu, diktiğim kıyafetlerin klişe kaldığını ve hayattan ümidini kesmiş yetmiş yaşında bir kadın gibi giyindiğimi fark etmeye başlayacaklarını sanırdım. Eğer başkalarının söylediklerini onlara anlatırsam, artık tek görecekleri şeyin bu olacağından endişelenirdim.Bu yüzden eleştirildiğimde ya da benimle alay edildiğinde asla kimseye söylemezdim. O anılar çıktığım her randevuda, her iş görüşmesinde ve bıraktığım her ilk izlenimde dolabımdaki iskeletlere dönüşüp kapımı çalarak bana kusurlarımı hatırlatmışlardı. Onları içimde saklamak, bir savunma içgüdüsüydü."
Sayfa 137·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Philipp Mainländer
Onların yaşamlarının mutlu koşullarını anlatmama, zihinlerini ve karakterlerini övmeme gerek var mı? Sadece tüm insanların böylesine yüce bir bireyselliğe sahip olmasını ve kendilerini bu insanların bulunduğu gibi elverişli bir konumda bulmasını dilerdim. Peki Goethe ne demiştir? Hepimiz yaşamdan muzdaribiz. Kaderin kendisini bilhassa kayırdığı bir insan olarak her zaman övüldüm; şikayet etmek istemem, yaşamımın akışına karşı da hırçınlaşacak değilim. Ancak temelde bu yaşam, çaba ve emekten başka bir şey değildi ve yetmiş beş yılımda dört hafta bile gerçek bir rahatlık yüzü görmediğimi kesinlikle söyleyebilirim. Bu, her seferinde yeniden yukarı kaldırılması gereken bir taşın sonsuza dek yuvarlanıp durmasıydı. — (Eckermann ile Konuşmalar) Peki ya Humboldt ne der? Ben bir aile babası olmak için yaratılmamışım. Dahası, evliliği bir günah, üremeyi ise bir suç olarak görüyorum. Ayrıca, evlilik boyunduruğunu kendi rızasıyla boynuna geçiren kişinin bir aptal, hatta daha da ötesi bir günahkar olduğuna ikna olmuş durumdayım. Aptaldır, çünkü karşılığında denk bir bedel almaksızın özgürlüğünü çöpe atar; günahkardır, çünkü çocuklara onların mutluluğunu garanti altına alamadan hayat verir. İnsanlığın her katmanından tiksiniyorum; soyumuzun bizden çok daha mutsuz olacağını öngörüyorum. Bu öngörüye rağmen çoğalmayı, yani mutsuz varlıklar dünyaya getirmeyi planlasaydım bir günahkar olmaz mıydım? Yaşamın tamamı en büyük saçmalıktır. İnsan seksen yıl boyunca çabalayıp araştırdığında, nihayetinde tüm bu çaba ve araştırma sonucunda hiçbir şeyin kazanılmadığını kendi kendine itiraf etmek zorunda kalır. Hiç değilse bu dünyada neden var olduğumuzu bilseydik. Fakat düşünen insan için her şey gizemli kalmaya mahkumdur ve bir budala olarak doğmak hâlâ en büyük mutluluktur. — (Anılar) “Hiç
Felsefe
Yirmisindeyken, hedefleriniz ve amaçlarınız konusunda kafanız karışık ve kesinlikten yoksun olsanız da yaşamın kendisinin ne olduğu konusunda, yaşamda ne olduğunuz ve ne olabileceğiniz konusunda güçlü bir duyguya sahipsinizdir. Daha sonraları... daha fazla belirsizlik, daha fazla görüş değiştirme, daha fazla sahte anılar olur. O zamanlar, kısa yaşamınızı bütünlüğü içinde anımsayabilirsiniz. Daha sonraları, bellek, parça parça bir şey olur çıkar. Bu tıpkı biraz, uçakların bir kaza sırasında olan bitenleri kaydetmek için taşıdıkları şu kara kutular gibidir. Eğer hiçbir şey olmazsa, teyp kendini siler. Bu yüzden eğer gerçekten kaza yaparsanız, bunu niçin yapmış olduğunuz bellidir; eğer yapmazsanız, yolculuğunuzun seyir defteri çok daha belirsizdir.
Zamanla anılarınız da canlılığını yitirecektir.
Alıntı
Geçmişi düşünmek, düşündüğünüz şey çok eğlenceli bile olsa, insanda bazen buruk bir hüzün yaratıyor, çünkü onlar geçmiş, bitmiş. Size ait olsa da artık asla ulaşamayacağınız bir parçanız olmuş. Belki de bu yüzden bizler için daha değerli...
Alıntı