• Yalnız kalmayı bir anlık bir his zannediyorlardı. Yalnızlığın bir durum değil, içinde kaybolunan bir orman, geçilemeyen bir deniz, aşılamayan bir düzlük olduğunu bilmiyorlardı. Birgün bir kalabalığın içinde olunca içindeki dev yarığı onarabilir, paramparça olmuş her şeyi tamir edebilirmişsin gibi geliyordu onlara.
  • Düşündüm de; bu kelime bir insan ismi olabilirdi, şehir ya da ülke ismi de olabilirdi, belki bir hayvan ismi... Belki bir renk ismi... Ama değil! Gözle görünmeyen, bir durumu anlatan olumsuz bir kelime bu kelime. Diğer bir deyişle "pişmanlık"...
     
    Kimin yok ki pişmanlıkları? Dünya'nın en başarılı insanlarına sorun onların bile vardır muhakkak. Önemli olan, hayatımızı çok büyük anlamda etkileyecek "keşke"lerimiz olmasın! Malum geriye dönüşü olmayan keşkeler insanı hayattan bile soğutabilir. Bir anlık cinnetle katil olan iyi kalpli insanın iyiliğini kim hatırlar? Hayatını eskisi gibi yaşayabilme şansı olur mu? Hadi cezasını çekti bir şekilde de hayatını tekrar kurdu diyelim e vicdanının sesini nasıl susturabilecek o kişi? İnsanlardan güzel bir muamele görebilecek mi yeniden? Başka bir örnek; yıllarca çalışıp çabalayıp ev sahibi olan bir adam kumar oynayarak kaybetse evini daha sonra nasıl bir pişmanlık yaşayacak, bir fikriniz var mı? Ya eşini aldatan bir eş, yuvası yıkıldığında değmediğini anlayıp "keşke" demeyecek mi büyük ihtimalle?
     
    Hayat dikensiz gül bahçesi değil, bunu hepimiz biliyoruz. Zaten zor bir ömür geçiriyorken hayatı daha da zorlaştırmanın bir anlamı yok öyle değil mi? Öyleyse attığımız adımlara dikkat etmeliyiz... Bunaldığımız her dönemde yanlış yapmaya hakkımız yok, sınavlarda olduğu gibi üç yanlış bir doğruyu götürse yine iyi, tek yanlış tüm doğrularımızı götürebiliyor maalesef. Bir anda yalnız, bir anda parasız pulsuz kalabiliriz. Bir anda tüm saygınlığımızı kaybedebiliriz. Hepsi kendi elimizde...
     
    Küçük "keşke"ler sevilebilir ama. Neden mi? Yanlışlarını fark edersin ve düzeltmek için şansın vardır hâlâ. Geriye dönüşü olanlardır onlar... "Keşke eve girmeden markete uğrayıp ekmek ve süt alsaydım" dersin mesela, "akılsız başın cezasını ayaklar çeker" misali aynı yolu tekrar gidip ekmeğini sütünü alır dönersin evine. "Keşke mor elbiseyi değil de kırmızı olanı alsaydım" dersin, e bunda da bir sorun olmaz gider değiştirirsin. "Keşke saçlarımı uzatsaydım kestirmeseydim" dersin, hayatını çok fazla olumsuz etkileyen bir durum olmaz bu da, uzun süre kestirmezsin uzar olur biter.
     
    Bazen de ne mi olur? Hemen söyleyeyim? Neyin doğru neyin yanlış olacağını öngörmekte zorlanırsın ve hangi seçimi yaparsan yap "keşke" dersin. İş yeri açmayı düşünen ve sabit maaşlı bir işte çalışan biri kişi; aynı işinde devam ettiğinde yıllar geçtikten sonra "keşke bu işi bırakıp kendi işimi kursaydım" diyebilir. İşini bırakmış olsaydı da "neden o işi bıraktım, kendi iş yerimi açmak mantıksızdı" diye düşünebilir. Belki de iki seçenekte doğru olan değildir kim bilir, üçüncü bir seçenek daha olabilirdi o kişinin tercih edebileceği?
     
    Bir de isteklerimiz için kullandığımız "keşke"ler var; onlar nasıl unutulur! Keşke ünlü ve başarılı bir yazar olabilsem... keşke birçok ülkeyi gezebilsem... keşke hep genç kalsam... keşke... keşke...
     
    Keşke, bu kelime bir yemek ismi olsa veya bir bitki ismi, ne bileyim işte "keşke" diye bir kelime olmasa veya da, ne gerek var ki... "İyi ki" demek varken..
  • 184 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Tahsin Yücel bana göre Türk edebiyat tarinde değeri insan oktay anar gibi değeri çok az bilinen( underrated) okurlar tarafından ne yazık ki yeteri kadar okunmayan bir yazar .Yazarın hemen hemen her kitabını okudum ve her kitabının toplumsal bir olgu ve sorun içerdiği ve toplumda mahalle baskısı olarak bilinen durumu çok enfes bir şekilde yansıttığına şahit oldum / gözlemledim ...Kitabın içeriğine geçmeden önce kesinlikle okunması gereken bir yazar ve bir kitap olduğunu belirtmeliyim .

    Bu kitaba gelecek olursak Sigarayi yıllarca içen bir anlık bir kararla sigara içmeyen karar veren ama zamanla etrafındaki insanların saçma sapan fikirleri ile tekrar içmeyen başlayan bir insanın durumuna benzer . Etrafındaki insalarin düşüncelerinden dolayı biyik uzatmaya karar veren ama zamanla kendisine ve yakınlarına zarar vererecek seviyeye gelen bir durum tasvir edilmektedir.....

    keyifli okumalar
  • Felsefe finalinden çıktım, o halde varım.

    Merdivenleri ikişer ikişer çıktım. Dışarıdayım. İçimde garip bir neşe mevcut. Halbuki felsefeyle az biraz da olsa haşır neşir olmamdan mütevellit buhranlar geçiriyor olmam gerekmez miydi? Gerekmezdi. Hem havanın serinleten soğukluğu olası buhranın harını dindirecek yumuşaklıkta. Belki de bu sebeptendir neşem. Sınavda kimi soruları bilmeyerek, salt mantığıma uyarak işaretledim. İşte felsefe biraz da bu değil mi, dedim kendime cevapları gülerek işaretlerken. Bundan da olabilir buhran geçirmiyor oluşum. Hem bir dakika! Kim istiyor ki?

    Ellerime parmaksız siyah eldivenlerimi geçirdim. Bu eldivenler artık benimle bütünleşmiş durumdalar; Erhan dediğin kışın o eldivenleri takar. Hızlı da yürür Erhan. Yürüdüm. Önce gittim telefonu, cüzdanı, beremi ve kitabımı emanet olarak bıraktığım yerden aldım. Ücreti üç lira. Kontrol güvene mani değildir deyu dükkandan çıkmadan eksik gedik var mı diye çaktırmadan baktım eşyalara. Eksik yok. İnsanlık yaşıyor; ücreti mukabilinde. Çıktım.

    İstikamet olarak Kitapçı Ahmet’i belirledim. Anlık bir hedef olmadı benim için. Plancı biri olduğumu söyleyemem fakat gitmek yahut yapmak istediğim bir durum söz konusu olursa onu günler öncesinden düşünür dururum. Kitapçıya gideceğim diye bilmem kaç gün kitap siparişi vermedim bu sebepten; belki aradığım kitaplar orada vardır hem. Ayrıca ne vakittir ikinci el kitaplar arasında bulunmuyordum. İşte böyle oldu. Hedefim, Vezneciler metro istasyonu çıkışından Süleymaniye Camii’ne doğru uzanan ara sokağın solunda yer alıyor. Gittim. Allah’ın selamını verdim, aldılar. İnsanlık ölmemiş; gerçekten.

    https://i.hizliresim.com/LvVqgJ.jpg

    Rafların önünde iskemleler var iki üç tane. Çöktüm birine. Karşımda hatırat kitapları. Sararmış sayfalar gözlerime ışık oldu. Canlandım iyice. İçeride hanım öğrenciler de var. Belli ya hazırlık ya da birinci sınıflar; heyecanla kimi yazar isimleri soruyorlar kitapçıya. İncecik sesleri kuş sesi olup doluyor dükkana. Neden sonra gözüme Yavuz Bülent Bakiler’in bir kitabı çarpıyor; Üsküp’ten Kosova’ya. Kitaplara çıplak elle dokunmalı. Siyah eldivenleri çıkardım. Kitap üçüncü baskı, enfes. Karıştırıyorum. Bir gözüm onun sayfalarında bir gözüm raftakilerde. Aynı kitabın bir başka baskını görüyorum sonra. Devam ediyor ve Dündar Taşer’in Türkiye’sini görüyorum. Onu da alıyorum avuçlarım arasına. Sıcak oldu. Bereyi de çıkarmalı. O sırada genç hanımlardan biri müthiş bir iç çekiyor. Dönüp bakıyorum. Van Gohg’un bir kitabını görmüş, elinde evirip çeviriyor. Amca diyor, ne kadar bu? Sen ne kadar olsun diyorsun, diye cevaplıyor amcası. Cevap; on lira. Buyur senin olsun hanımefendi, diyor kitapçı. İnsanlık yaşıyor; sahiden. Ayağa kalkıyorum. Önüme Türk Edebiyatı rafı geliyor. Orhan Kemal, Sevinç Çokum, Oğuz Atay, Reşat Nuri GüntekinPeyami Safa (Server Bedi)’nın eserlerini aramamla bulmam bir oluyor. Şimşek ve Bir Akşamdı adlı eserlerini alırım diye avucumdakilere ekliyorum. Etti dört kitap. Devam ediyorum ve bu sefer şiir ve felsefe raflarını inceliyorum. Attila İlhan’dan Michel Foucault’a, Erich Fromm’dan Pablo Neruda’ya…

    https://i.hizliresim.com/yG7OR0.jpg

    https://i.hizliresim.com/r0lbZB.jpg

    Alamıyorum kendimi sayfalarını karıştırmaktan, hiç değilse kitapları alayım diye acele etmek istiyorum. Kendimce Sezai Karakoç senesi ilan ettim bu yılı. Kitaplarını soruyorum. Bilenler bilir, bu gibi eski kitapçılar değme bilgisayarlara taş çıkartır. Pat diye yerini gösterdi; şurada olmalı. Baktım ve evet oradalar. Mustafa Kutlu kitapları ile yanyana. İşte talih. Oradaki altı yedi kitaptan hiçbiri bende yok. Sevinçten çıldırmamak elde değil! Kendime hakim olmama engel değil, olmamalı. Olmuyor. Bana -şimdilik- en gerekli olan dördünü alıyorum. Etti sekiz kitap. İşte o anda Dündar Taşer’i ve Peyami Safa’yı şimdilik gerek yok diyerek gözden çıkarıyorum. Zira ev kitap doldu. Üzücü. Evin kitapla dolması -kitap dolması değil dikkat- değil, evdeki rafın yetmemesi. İşte tam bu anda kitapçının alt katına inmek istediğimi belirtiyorum. Ne demek buyur, istediğin gibi gez, diyor kitapçı. İniyorum.

    İniyorum kulelerinden katil
    iniyorum maktul minarelerden
    taraçadan, bahçeden
    ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden
    ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte
    değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor
    açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane
    canlıların korka korka uzandıkları zemin
    ağzımda kef
    iki gözIerimde mil
    iniyorum kulelerinden
    katil

    https://i.hizliresim.com/6DAz8N.jpg

    Evet merdivenler eskimiş. Bastıkça alçalıyor, kırılacak gibi oluyor fakat kırılmıyor. Aşağıdaki raflarda genelde eski püskü kitaplar ve rahat görünümlü tekli bir koltuk mevcut. Tam kitap okumalık. Çok durmuyor ve tekrar yukarı çıkıyorum. Elimde kalan son beş kitabı almak istiyorum fakat üzerimde nakit yok. Kart da geçmiyor. En yakın nerede atm var diye soruyorum. Öğreniyorum. Metroda. Detaya gerek yok. Gittim. Yürüyen merdivene bindim. Asansöre girdim. Atm karşımda. Paramı çektim. Asansöre girdim. Yürüyen merdivene bindim. Sokağı geçtim. Parayı verdim. Kitaplarımı aldım. Çıktım. Kediye pisi pisi dedim. Mutlu son.

    Karnım aç. Köşe başındaki büfeye girip tavuk şiş döner ve ayran söyledim. Üst kata çıktım. Kimsecikler yok. Harika. Sokaklara bakmasına rağmen manzara da güzel. Hesabı ödeyecekken çiğ köfte ikramı için ısrar etti dükkan sahibi. Güzel insan. Ah Fatih ne cevherler var sende bir bilsek. Yemekten sonra ikindi için Kalenderhane Cami’ne geçtim. Doğu Roma’dan kalma bir yapı. Zamanının kilisesi. 18. yüzyılda camiye çevriliyor. Bu çevirmeden olsa gerek kıble giriş kapısı istikametinde değil de yaklaşık otuz derece sağa doğru. Son derece estetik bir yapı. Camii girişindeki koltukta kedi uyuyor. Bir başka güzellikse cami girişinde, imam odası yanında bir termos dolusu sıcacık çay var. Allah kabul etsin. Güzel insanlar var; çok şükür.

    https://i.hizliresim.com/Rg75BG.jpg

    Evet. Gün böyleydi. Böyle böyle derken elimde kitapların bulunduğu poşetle ev yoluna düştüm. Düşerken de hedefimi belirledim; sitede günlük tarzında işbu yazıyı yazacaktım. Yazdım.

    Unutmadan, yolunuz Fatih Vezneciler'e düşerse muhakkak Kitapçı Ahmet'i ziyaret edin. Kalenderhane Camii'nde de namaz kılın.

    Selametle.