Taş Havan, aslında gündelik hayatın içinde her gün yanından geçtiğimiz ama dönüp bakmadığımız o küçük insanların, bbizlerin büyük dünyalarını anlatıyor. Kitabı okurken kendimi bir romanın ya da kült eserlerin ağır ağdalı dilinde değil, mahalle kahvesinde ya da bir aile sofrasında samimi bir sohbetin içinde buldum.
Esendal, dili bir kuyumcu titizliğiyle ama hiç gösterişe kaçmadan kullanıyor. Kısa cümleler, süssüz anlatım ve doğrudan konuya giriş... Bu sadelik, hikâyelerin etkisini azaltmak yerine, okuyucunun karaktere odaklanmasını kolaylaştırıyor. Kitabın okunması az olduğu için bir inceleme ekleme eklemek istedim sadece...
Kitaptaki öykülerde memurlar, emekliler, ev kadınları ve esnaflar başrolde. Yazar bu karakterleri yargılamıyor, sadece oldukları gibi resmediyor. "Taş Havan" ismi de aslında bu sıradanlığı, dayanıklılığı ve döve döve şekillenen hayatları temsil ediyor gibi.
Bugüne kadar pek çok öyküsünü okudum ve Esendal’ın kaleminde karamsarlığa yer yok. En zor hayat şartlarını anlatırken bile araya serpiştirdiği o hafif mizah ve insana duyduğu derin şefkat, kitabı bitirdiğinizde içinizde tuhaf bir huzur bırakıyor.
Taş Havan, büyük olayların, patlamaların veya imkansız aşkların kitabı değil. Aksine bir bardak çayın, eski bir tanıdıkla karşılaşmanın, bir memurun ay sonunu getirme telaşının kitabı. Eğer hayatın kendi ritmini ve insanın en doğal halini özlerseniz bu öyküler size çok iyi gelecektir. Ne zaman okuyamadığımı hissetsem bir Esendal öyküsü okurum ve bana çok iyi gelir. Modern hayatın karmaşasından kaçıp, Esendal’ın o duru dünyasına sığınmak her okura tavsiye edeceğim bir deneyim umarım size de iyi gelir... Herkese keyifli okumalar dilerim.