Demet

8/10
·192 syf.··
2026 43. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 22:32
Bu kitap kesinlikle sadece bir roman değil, eski İstanbul’un o puslu, hüzünlü sokaklarında yaptığım bir zaman yolculuğu gibi. Kitabı bitirdiğimde üzerimde bıraktığı o yoğun melankoli hissini tarif etmek gerçekten güç. ​Kitabı okurken kendimi 1870’lerin İstanbul’unda, Eyüp’ün sokaklarında ya da Boğaz’ın serin sularında geziniyormuş gibi hissettim, zaten İstanbul'u bilenler de bilmeyenler de Pierre loti'nin İstanbul için ne kadar önemli bir isim olduğunu bilir. Tam olarak bu nedenle İstanbul'dan ne derece aşkta bahsettiğini tahmin edebilirsiniz. Loti’nin, kitaptaki adı Arif bu arada. Adam zaten kendini Türklüğe adamış müslümanlığa adamış, çevresindeki insanlarda ona Arif ismiyle sesleniyormuş, bir yabancı olmasına rağmen bu topraklara duyduğu o derin aidiyet duygusu inanılmaz gerçekten. Loti aşık olduğu Çerkez güzeline olan duygularını yazmış, ​ama aslında hikaye, imkansız bir aşktan çok daha fazlasını anlatıyor, bir adamın kendi benliğini bir başka kültürde, bir başka dilde ve en nihayetinde bir kadının gözlerinde aramasını izliyoruz. Aziyadenin o gizemli, hüzünlü ve sessiz varlığı, kitabın her sayfasında bir gölge gibi sizi takip ediyor. Ablasıyla olan mektupları, kendi kültürüne olan yabancılaşması cidden okumaya değer. Ama bu kitabı herkesin seveceğini düşünmüyorum. Daha önce Yeşil CamiYeşil Cami adlı kitabında da benzer şeyleri okuyup sevmiştim. Çünkü tasvirler o kadar canlı ki nargile dumanının kokusunu, ahşap konakların gıcırtısını ve eski İstanbul'un imrenilen o havasını soluyabildim. Loti’nin Eyüp sırtlarındaki o meşhur kahvede oturup Haliç’e bakarken hissettiği o yalnızlığı, kitabı kapatınca hissettim sanki. Bir arkadaşım Doğudaki HayaletDoğudaki Hayalet devam kitabı olduğunu söylüyor, ama bir kurgu esere göre çok farklı bitti, muhtemelen ilerleyen günlerde okuyup göreceğim.. keyifli
Edebiyat
AziyadePierre Loti · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20211,216 okunma
Sesler ve sessizlik
9/10
·249 syf.··
2026 42. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 16:34
Son zamanlarda okuduğum en sarsıcı, bir o kadar da yavaş ama derinden giden kitaplardan biri kesinlikle Beyaz Kalp oldu. Javier Marías ile yolcuğa çıkmam böyle bir dönemde doğru bir tercih miydi bilmiyorum ama beni kelimenin tam anlamıyla kendi labirentine adım adım çekti, ve ben onu okumayı çok ama çok seviyorum. ​Kitabı bitirdiğimde ilk hissettiğim şey şuydu Marias, hikayeden ziyade hislerin anatomisini çıkarıyor. Olay örgüsü aslında basit bir sırlar yumağı üzerine kurulu gibi görünse de, yazarın o uzun, dolambaçlı ve her biri ayrı birer felsefi sorgulama içeren cümleleri arasında kaybolmamak imkansız oluveriyor bir anda Spoiler içerebilir ~ ​Kitapta beni en çok vuran nokta, bilmek mi daha tehlikeli, yoksa susmak mı? sorusu oldu. Ana karakterimiz Juan, babasının geçmişindeki bir trajediyi kurcaladıkça aslında her birimizin hayatındaki o beyaz kalplerin ne kadar kırılgan olduğunu görüyoruz. Shakespeare’in Macbeth’ine yapılan o meşhur atıf (ellerim senin renginde ama kalbim senin kadar beyaz olmasından utanırım) kitabın ruhuna öyle güzel işlenmiş ki... ​Okurken hissettiklerimi anlatmam zaten çok zor ama çok sevdim. ​ Dürüst olmam gerekirse, bazen o uzun betimlemeler arasında hadi artık, ne olacaksa olsun ne sırmış dediğim anlar oldu. Ama sonra fark ettim ki Marias'ın amacı bizi sonuca ulaştırmak değil, o bekleyişin içindeki gerilimi yaşatmaktı. ​ Çeviri roman olmasına rağmen dilin o akışkan, neredeyse hipnotize eden bir tarafı var. Bir cümleyi bitirip vay be, bunu ben de hissetmiştim ama hiç böyle ifade edememiştim, diyerek duraksadığım çok yer oldu, hepimiz kolaylıkla kendimizden bir şeyler bulabiliriz. ​Başkalarının konuşmalarını dinlemek, anlatılmaması gerekenleri duymak... O tekinsiz merak duygusu kitabın sonuna kadar yakamı bırakmadı.. insanın karanlık
Edebiyat
Beyaz KalpJavier Marias · Yapı Kredi Yayınları · 2016967 okunma
8/10
·184 syf.··
2026 8. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2026 20:11
Taş Havan, aslında gündelik hayatın içinde her gün yanından geçtiğimiz ama dönüp bakmadığımız o küçük insanların, bbizlerin büyük dünyalarını anlatıyor. Kitabı okurken kendimi bir romanın ya da kült eserlerin ağır ağdalı dilinde değil, mahalle kahvesinde ya da bir aile sofrasında samimi bir sohbetin içinde buldum. Esendal, dili bir kuyumcu titizliğiyle ama hiç gösterişe kaçmadan kullanıyor. Kısa cümleler, süssüz anlatım ve doğrudan konuya giriş... Bu sadelik, hikâyelerin etkisini azaltmak yerine, okuyucunun karaktere odaklanmasını kolaylaştırıyor. Kitabın okunması az olduğu için bir inceleme ekleme eklemek istedim sadece... Kitaptaki öykülerde memurlar, emekliler, ev kadınları ve esnaflar başrolde. Yazar bu karakterleri yargılamıyor, sadece oldukları gibi resmediyor. "Taş Havan" ismi de aslında bu sıradanlığı, dayanıklılığı ve döve döve şekillenen hayatları temsil ediyor gibi. Bugüne kadar pek çok öyküsünü okudum ve Esendal’ın kaleminde karamsarlığa yer yok. En zor hayat şartlarını anlatırken bile araya serpiştirdiği o hafif mizah ve insana duyduğu derin şefkat, kitabı bitirdiğinizde içinizde tuhaf bir huzur bırakıyor. ​Taş Havan, büyük olayların, patlamaların veya imkansız aşkların kitabı değil. Aksine bir bardak çayın, eski bir tanıdıkla karşılaşmanın, bir memurun ay sonunu getirme telaşının kitabı. Eğer hayatın kendi ritmini ve insanın en doğal halini özlerseniz bu öyküler size çok iyi gelecektir. Ne zaman okuyamadığımı hissetsem bir Esendal öyküsü okurum ve bana çok iyi gelir. Modern hayatın karmaşasından kaçıp, Esendal’ın o duru dünyasına sığınmak her okura tavsiye edeceğim bir deneyim umarım size de iyi gelir... Herkese keyifli okumalar dilerim.
Edebiyat
Taş HavanMemduh Şevket Esendal · Yapı Kredi Yayınları · 202323 okunma
Bir şezlong günlüğü
9/10
·458 syf.··
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 12:05
​Thomas Mann’ın o meşhur Büyülü Dağ’ına çıkarken niyetim üç haftalık bir ziyaretti ama kendimi yedi yıl boyunca o karlı zirvede, Hans Castorp’un hemen yanındaki şezlongda battaniyeme sarılmış halde buldum. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey sadece bir hikayenin sonu değil, sanki bir ömrün özeti gibiydi. Kitabın bu kadar yanlış anlaşılmasına ve beğenilmemesine dayanamadığım için naçizane bu inceleme yazısını eklemek istedim çünkü ben ve kitabı birlikte okuduğumuz sevgili arkadaşlarım çok beğendik... ​Daha ilk sayfalarda, Hans trenden indiği o ilk anda aslında bir şeylerin değişeceğini sezmiştim. Karakter gelişimi o kadar ustalıkla işlenmiş ki, onun içsel yolculuğuna şahitlik etmek beni de kendi içime döndürdü. Hele o kapak fotoğrafındaki sis detayı... Gerçekten de o sis hem geleceğin belirsizliğini hem de her şeyin birbirine karıştığı o yüksek bilinci temsil ediyor gibiydi. Sayfaları çevirirken odama dolan o soğuk ama taze sanatoryum havasını her fırsatta iliklerime kadar hissettim.. ​Benim için kitabın en unutulmaz, en "aydınlandım" dediğim yeri Hans’ın kayak yaptığı o kar bölümüydü. Özellikle dışarıda kar kış kıyamet varken bu bölümü okumak, kitabı resmen yaşamamı sağladı. Hans o beyazlığın içinde kaybolurken, aslında kendini buluyordu. O meşhur "kar rüyası" sahası, insanın doğayla ve ölümle girdiği o devasa hesaplaşma... Sanki o an sadece Hans değil, ben de o dondurucu soğukta hayatın anlamını kavradım. Onunla beraber yaşadım, sevdim, üşüdüm,kayboldum. Kitapta çok fazla konu çeşitliliği var felsefi yönü de aslında bir tık ağır bir kitap elbette zorlayacaktır ama bunu başarmak her yazarın harcı değildir. Karakterlerin bazılarını çok sevdim, bazılarından nefret ettim. Clavdia seni bi süre unutamayacağım umarım Allah'tan belanı bulmuşsundur. :) Özellikle kitabın
Edebiyat
Büyülü Dağ - Cilt 2Thomas Mann · Can Yayınları · 2019437 okunma
Anadolu'nun direnişi ve Kurtuluş'un Hikâyesi
9/10
·260 syf.··
2025 130. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2025 19:02
Halas, Mehmet Rauf’un doğrudan Milli Mücadele dönemini konu edindiği, Milli Mücadele ruhunu yansıtan ilk romanlardan biri. Mehmet Rauf, cephedeki kahramanlıklardan çok, halkın içindeki duygusal çalkantıları, işgale uğramış İzmir'in, İstanbul’un havasını ve kurtuluşa inanan insanların umutlarını çok sade ama çok çarpıcı ve etkileyici bir dille anlatıyor. Ben çok beğendim, kahramanımız Nihat'ın yüreğindeki vatan sevgisi, bağımsızlık arzusu ve Mustafa Kemal’in önderliğinde şekillenen direnişe duyulan güven tüylerimi diken diken etti resmen. "Halas" kelime anlamı olarak "kurtuluş, kurtulma" anlamı taşır. Kitabın adı buradan geliyor. Romandaki “halas” kelimesi doğrudan vatanın kurtuluşu, özgürlüğü anlamında kullanılıyor yani. Millî Mücadele yıllarının havasını mükemmel bir titizlikle yansıtıyor yazar. İstanbul’un işgal altında olduğu, umutsuzluğun hâkim göründüğü bir dönemde Anadolu’da filizlenen bağımsızlık hareketi anlatılıyor. Bu yüzden “halas”, sadece bireysel bir kurtuluş değil; milletin topyekûn işgalden, esaretten ve zillet duygusundan kurtulması demektir. Kuvayi milliyenin ruhu demektir.. Yani kitabın adı aynı zamanda bir ideali, “bağımsız bir vatana kavuşma ülküsünü” sembolize eder. Halas, edebiyatımızda Milli Mücadele’nin yalnızca bir tarihsel olay değil, aynı zamanda bir ruhani kurtuluş olarak da işlendiği örneklerden biri. Rauf, bireylerin iç hesaplaşmalarını, korkularını ve aynı zamanda umutlarını işlerken aslında bütün bir milletin yeniden ayağa kalkışını sembolize eder. Bu yönüyle Halide Edib’in Ateşten GömlekAteşten Gömlek 'i ile birlikte aynı dönemin milli edebiyat atmosferini taşır. Halas, milli mücadelenin kalbini anlatan eserlerden biri ve ben gerçekten çok sevdim… YabanYaban nasıl Anadolu’nun sessiz çığlığını duyuruyorsa, HalasHalas da aynı derinlikte bir umut ve direniş
HalasMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020969 okunma
8/10
·327 syf.··
2025 129. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Eylül 2025 00:00
Zor Bir Ailede Büyümek, çocukluğun aslında hayatımızın temeli olduğunu hatırlatan bir kitap. Hepimizin ailesinde anlaşmazlıklar, kırgınlıklar ya da görmezden gelinen yaralar vardır. Bu kitap, o yaraların nasıl bugünkü benliğimizi şekillendirdiğini çok sade ve anlaşılır bir dille anlatıyor. Ve bizi ne kadar derinden yaraladığını. En güzeli de sadece geçmişte takılı kalmıyor okuyanlara iyileşmek, kendi sınırlarını çizmek ve sağlıklı ilişkiler kurmak için cesaret veriyor. Bunu nasıl yapacağını da adım adım anlatıyor. Okurken ‘evet, ben de böyle hissetmiştim’ dediğim çok yer oldu. Bir yandan içini acıtıyor, bir yandan da ‘yalnız değilim’ diyerek insana iyi geliyor. Kendiyle yüzleşmeye hazır olan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Aslında tam bir aileyle yüzleşme kitabı gibi ama bence herkes okuyamaz çok ağır bölümler vardı bazı açıklamaları ve mektupları okuyamadım. Kitabın sonunda bence insan olan herkes kendinden bir parça bulacaktır. Ben sadece kendi ailemin değil, çevremdeki insanların hikâyelerini de düşündüm. Çünkü aslında kitap bize şunu söylüyor: Hepimizin içinde çocukluktan kalan kırık parçalar var ve bunları yok saymak yerine kabul etmek gerekiyor. Özellikle ‘suçluluk duygusu’ ve ‘yetersizlik hissi’ üzerine anlattıkları bana çok dokundu. Çünkü çoğu zaman bunun bizim kişisel eksikliğimiz değil, büyüdüğümüz ortamın bir yansıması olduğunu fark etmek insanı biraz olsun rahatlatıyor. Sağlıksız ortamda sağlıklı düşünmek çok zor çaba isteyen bir şey. En güzel yanı ise kitap sadece sorunları işaret etmiyor; aynı zamanda o kısır döngüden nasıl çıkabileceğimiz konusunda da yol gösteriyor bu konuda verilen tavsiyeler ve maddeler gerçekten iç açıcı. Kendi sınırlarını çizmenin, kendine şefkatle yaklaşmanın ve başkalarının yükünü sırtımızdan indirmenin önemini
Zor Bir Ailede BüyümekCraig Buck · İletişim Yayınevi · 20182,876 okunma