İçindeki hikayeleri beğensem de beni rahatsız eden birkaç şey var. Öncelikle kitapta çok fazla ara söz var ve bence çoğu zaman bu dikkat dağıtıcı olmuş. Bir de kullanılan bazı kelimeler okurken canımı sıktı bunlar da şöyle: bayağ, olasız, ansımak... Kullanımların doğru ya da yanlış olmasından bağımsız olarak rahatsız edici bence.
Bir Deli AğaçPınar Kür · Everest Yayınları · 2008488 okunma
Egalité
On dört öyküden oluşan bu kitapta, 1946 tarihli olan bir hariç ilk on öykü 1955-56 tarihli. Son dört öyküyse, ilk olarak 1955'te yazılan hariç 1970 tarihli. İlginç olan, eski öykülerinden son ikisiyle beraber, yeni öykülerinden dördü de sanatoryumdaki hasta adamlarla ilgili. Ayrıca, yeni öykülerinin her birinde ana karakter olan hasta diğerlerinde yardımcı karakterler arasında yer alıyor.
Öykülerdeki insanların önemsediği bir şarkı, bir kedi, bir deniz manzarası, bir tarla gibi, yaşamdaki ayrıntılara dikkat çekiyor.
Öyküleri genellikle on sayfa. Sade bir dil kullanıyor. Orta halli insanların hayatını yansıtıyor. Orta yaş veya 20li yaşlarındaki erkeklerin gözünden anlatıyor.
Aklım Arkada Kalacak adlı öyküsü gayet güzel. Birçok antolojide bu öyküsüyle yer bulması tesadüf değil. Bunlar Hep Aynı Olacak öyküsü de, her ne kadar adı tersini düşündürse de, yine değişime rağmen unutulmayan, unutulmak istenmeyenlerle ilgili.
Benim Kalbim adlı öyküsüyse, suç kavramını tam tersinden ele alıyor. Bu açıdan değerli. Çok küçük çocuklara kelepçe takılmasına, hırsız suçlaması yapılmasına karşı çıkan bir anlatıcı var bu öyküde.
Bütün metinleri büyük ölçüde Öztürkçe. Ancak, edebiyatımızda her zamanki gibi Öztürkçe tercih edilince kelime haznesi daralıyor, böylece cümlelerinin akışını bozan durumlar ortaya çıkıyor. Örnekse, ansımak diyor hep anımsamak yerine. Hadi hatırlamak kelimesini eski buldu, Öztürkçe kelimelerle yazdığı için bunu kullanmak istememesini haklı görebiliriz. Ama anımsamak varken ve bu kelime cümlelerine gayet uygunken ansımak kelimesi sırıtıyor.
Değişik GözleNecati Cumalı · Cumhuriyet Kitapları · 200950 okunma
Emrah Öztürk; "Limon Ağacı” ve “Anlatamıyorum” un ardından yine Yapı Kredi Yayınları etiketiyle çıkan üçüncü öykü kitabı “Evine Dönemeyen Adam” ile insan, mekân, zaman sarmalında düşle gerçeğin
Demiz Özlü'nün dili yalın ve akıcı. Ele aldığı konu bakımından sanrılı bir temaya ve metaforik bir anlatıma sahip olmasına rağmen Bir Beyoğlu Düşü oldukça kolay okunan ve insanı, düşüncelere sevk eden bir kitap. Özlü'nün kullandığı dilde dikkatimi çeken bir husus da "anımsamak" yerine "ansımak" kelimesini kullanması oldu.
İş, ev, iş… Okul, ev, okul…Hafta içi, hafta içi, hafta sonu…Mesai, mesai, tatil… İşte bu kısır döngü halinde giden hayatımızda, fanustan bir dünyada aldığımız monoton nefeslerde “rahatsız” edilmekten
Bu eserdeki öykülere belirli bir edebiyat bilinciyle dengeli ve inandırıcı bütünlük kazandırılmış olması görüşüne kısmen katılıyorum #füsunakatlı 'nın arka kapak yorumundan. Ancak Proust'un dev eserindeki Vinteuil'in aranan notaları misali müzikle iç içe Yaz Gecelerinde Keman ile aynı apartmanda geçen Bir Ayrılık Şarkısı öykülerinin özgünlüğüne ise salt edebiyatımız açısından olursa; evet.
Ansımak ve Ayrımsamak kelime bolluğu (yine!) bir yana, kadın karakter anlatıcılı öykülerde temel temalar, Özgürlük ve Ayrılık çatışması. Kısıtlanan kadınlarımızın iç hesaplaşmaları, aşkları yanında çevrede duyumsadıkları monoton gerçeklikler. İşte bu noktada yazarın belki de (kendi) yaşanmışlıkları çağrıştıran ustalığı devreye girmekte. Esere adını veren öykü ise derin bir hüzün örülü tezatları (özgürlük& sanat) barındırıyor.
Aynı mekanda geçen iki uzun hikayenin birleşimiyle edebiyatımızda derin eksikliği çekilen güzel bir novella çıkabileceğini düşündüğüm bu eseri, farklılıktan çok kullanılan düzgün dil adına özellikle kadın okurlara tavsiye ederim.