Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
okuduğum bütün kitaplar paramparça
çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri birbaşıma
bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma
"Yüzyıllar boyu kahır ve üzüntüden doyum sağlamayı bir yaşam biçimi olarak benimseyip bunu türkülerine, şarkılarına ve edebiyatına yansıtmış olan bir toplumun bireyleri, çağdaş dünyanın farklı beklentilerinin kendilerini uyanmaya ve etkin olmaya zorlamasını kızgınlıkla karşılayabilirler."
"Kadersizim ben biraz", yok, bu çok arabesk, "kısmetim kıt" nasıl? Bu biraz daha iyi. En iyisi "hayat böyle ne yapalım." Evet evet. Bu çok güzel. Hayat böyle ne yapalım...
;...hayat hikâyemizin tüm sarp iniş çıkışlarına, tüm akıl almaz sapmalarına, tüm arabesk dolambaçlarına rağmen, sapına kadar gerçek, dolayısıyla da mecburen sıradan insanlardık ikimiz de.
Zamanın en güçlü cemiyeti, aynı zamanda,giyimde, kuşamda, güzel sanatların her dalında ve bütün içtimai hayatta beliren modaların da kaynağıdır.
Nitekim İslam kültür ve medeniyetinin “dünyaya meydan okuduğu dönemlerde” moda akımları bu kültür ve medeniyete öncülük eden milletten kaynaklanıyordu.
Mesela uzun bir zaman Avrupa’ya arabesk (Arap usulü) hakim idi.
Arap mimarisi, musikisi, giyim ve kuşamı, dil, edebiyat ve zevki bir çoklarını heyecanlandırıyordu.
Üniversitelerinde sarık saran ilim adamları dahi vardı.
Başta Papa 2. Sylvester olmak üzere bir çok din adamı Endülüs İslam Medreselerinden mezun olmakla övünüyorlardı.
Meşhur Alman şairi Goethe bile Araplar ve Farslar gibi divan yazıyordu.
Sonra güçlü olduğumuz dönemlerde Avrupa’da bir Türk modası görülmeye başladı.
Çarşı ve pazarlarda Türk malı aranıyor, giyimde ve kuşamda İstanbulin (İstanbullu gibi) olmaya özeniliyordu.
Meşhur Mozart Türk Marşını besteliyordu.
EVET, MODA DEYİP GEÇMEYİN.
O BİR HAKİMİYET MESELESİDİR.