Bir dönem hatrı sayılır bir biçimle Peekay olup acı çekmiştim. Acının adı yoktu, ilk kez yaşıyordum, O dönemler hiç bitmeyecek gibi gelmişti yaşarken. Kimseyle doğru düzgün konuşamıyordum çünkü bana ne olduğunu ben de bilmiyordum. Sezgileri kuvvetli olan bir arkadaşımın gelişigüzel bir şekilde kıyafetlerini katlarken sorduğu “Varoluş sancıların mı var?” sorusuyla yaşadığım ızdırap anlam bulmuştu. Yaşadığım afallamayla birlikte içimden onu durdurmak gelmişti. Bu konu başkaydı, bu acı başka. Böyle rahatça sorusunu sorup eşyalarını katlamaya devam edemezdi. Ağzından çıkanı kulağı duyuyor muydu. İçimden yükseldikçe yükselen sesler vardı ama ben yine sessizdim. İlk ne tepki verdim hatırlamıyorum. O gün o soruda kilitlenmiştim çünkü sonunda acının ne olduğunu bulmuştum. Albert Camus’lar, Sartre’ların falan bahsettiği şeymiş yaşadığım: Varoluş sancısı. Kulağa pek havalı geliyor, yaşama değil. Buraya uzun uzun yazacak gücüm yok neden başladım onu da bilmiyorum. Ama hikaye uzundu. Doğru düzgün kitap okumadım, kendin kendinde bulmalısın diye çekiştirip durdu bir tarafım. Dışarıdan gelen bilgi nasıl hakikat olacaktı. Diğer tarafımsa bilgisizliğimle karşımdaydı, okumamı araştırmamı söyledi. Kutsal kitapları okuyamıyordum, içimden gelmiyordu, olmuyordu işte yapamıyordum. Aylarca sürdü bu süreç. Sorular, cevaplar, arayışlar, ağrılar, ağlamalarla geçti epey zaman. Sonunda çıktım o süreçten. İlk nefes aldığım gün: yolumu sahiplenmem gerektiğini fark edip rahata kavuştuğum günlerin ilki dün gibi aklımda. Uzun uzun kimseyle paylaşmadım, paylaşamadım günlük hayatımda. Zaten hastalıklar çıkınca bedene demir atıyorsunuz. Düşünemiyorsunuz. Düşünmenin sancısını yeğler halde oluyorsunuz. En azından benim için böyleydi. Bir kişi sormuştu burada o dönemlerimi. Anlatmaya üşenmiştim başta ama
Dizi film tavsiyeleri
bir yeraltı sit-com'u (2022–) ilk bakışta klasik bir sitcom gibi duruyor. bir grup insan. tek mekânlar. bol diyalog. yüksek tempo. ama birkaç bölüm sonra anlıyorsun ki dizi aslında sitcom'dan çok stand-up enerjisi taşıyor. zaten dizinin yaratıcısı ve başrolü hasan can kaya. ve dizinin bütün ritmi de onun mizah anlayışı üzerine kurulmuş. hikâye, hayatın kıyısında yaşayan karakterlerin yollarının kesişmesi üzerinden ilerliyor. karakterler çoğu zaman başarısız, kaybetmiş, hayata tam tutunamamış insanlar. ama dizi tam da bu noktadan mizah üretiyor. çünkü burada kahraman yok.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Arama boşuna, bulunmak istemeyeni..
"...güçlerini ve güzelliklerini onlara bağışlıyorum, ben kendi kırılganlığımdan ve zayıflığımdan hoşnutum. " Lou Andreas-Salomé Arayışlar
Açlık, insanı yalnızca yoksun bırakmaz; insanı başka şeylere bağımlı hâle de getirir. Çocuklukta sevgiyle doyurulamayan birey, yetişkinlikte onayla doymaya çalışır. Değer görmeden büyüyen insan, başarıyla kendini var etmeye çabalar.İhmal edilmiş ruhlar, ilerleyen yıllarda "doymayan" arayışlar geliştirir. Kur’an Psikolojisi
Kitap Alıntısı
Bazı duygular vardır ki, yıllarca içimizde yaşar da onlara uygun bir kelime bulup dile getiremeyiz. İnsanın kendi içinde bile itiraf etmekten çekindiği o arayışlar, bir başkasının kaleminde net bir ifadeye dönüştüğünde yaşanan şey basit bir okuma eylemi değildir; o, iki yabancı ruhun kelimeler üzerinden kurduğu en mesafeli ama en derin empati ortaklığıdır.