“Önce ‘Çok tatlı bir kız’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. Birkaç gün sonra ‘Çok güzel bir kız!’ demeye başladım. Bir hafta sonra düşüncem ‘Harikulade gözleri var’a dönüştü. Bir süre geçince de ‘Yüzü, gözleri, bedeni bir ressamın başyapıtı gibi’ demeye başladım. Artık ders dışı saatlerde de onu düşündüğümü fark ediyordum. Sabah giyinip okula gitmek, onu göreceğim için tatlı bir telaşa dönüşüyordu. Gece yatağıma uzandığımda Nadia’yı düşünüyordum, hafta sonunda müzik yaptığımız sırada da aklım ondaydı. Uçucu, zarif hareketleri, küsmüş bir çocuk gibi duran harikulade dudakları vardı ve bunlar hiç gözümün önünden gitmiyordu. Onun bütün bunlardan hiç haberi yoktu ama ben bir ay gibi bir süre içinde ona sırılsıklam aşık hale gelmiştim.”
Bir gün dediklerimi değil, demek istediklerimi anlayacak bir erkek çıkmayacak mı karşıma! Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de, ben bu hayattan bıktım, türünde sözler mi etmeliyim? İşim çok dediğimde, bana sahip çıkacak bir erkeğe ihtiyaç duyduğumu anlayacak biri... Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır! Olmayacak duaya âmin deme duygusunu yaşıyorum sürekli.