Efendimiz’e (sas) Cebrail geldi: “Bu gece senin ümmetinden ölen kişi kimdir? Onun ölümüyle bütün gök ehli birbirlerini müjdelendi. Onun vefatı ile arş titredi, sallandı” [1393] dedi. Efendimiz (sas): “Ben bilmiyorum. Ancak dün akşam Sa’d çok hasta idi, Sa’d mı?” diye sordu. Cebrail: “Evet, Ey Allah’ın Resûlü! Sa’d vefat etti! Kavmi gelip onun cenazesini mahallelerine götürdüler” dedi. [1394] Bunun üzerine Efendimiz (sas), Sa’d’ın evine doğru koşmaya başladı. Cübbesini toplamış, öylece koşuyordu. Onu gören sahâbe de koşuyordu. Ama onlar bir türlü Efendimiz’in (sas) hızına yetişemiyorlardı. İçlerinden biri; “Ya Resûlulllah! Vallahi çok yorulduk, söyler misiniz ne oldu?” Efendimiz (sas) ise bir taraftan koşuyor, bir taraftan ise şöyle diyordu: “Cebrail bana Sa’d’ın vefatını haber verdi ve şu an semanın ehli bölük bölük yeryüzüne iniyorlar. Eğer onlar bizden önce Sa’d’a yetişirlerse aynen Hanzala’yı yıkadıkları gibi onu da yıkarlar da bizi o sevaptan mahrum bırakırlar. Koşun ve bu hayrı semanın ehlinden önce ele geçirin!”
"Kalem yazarak koşar gider ama aşk bahsine gelince çatlar,
Aciz kalır.
Aşkı şerhetmek ve anlatmak için ne söylersem soyleyeyim...
Asıl aşka gelince o sözlerden mahcup olurum.
Dilin tefsiri gerçi pek aydınlatıcıdır,
Fakat dile düşmeyen aşk daha aydındır.
Aşkı anlatmaya kalkışır boyuna söylersem,
Yüz kıyamet kopar, gene de söz tamamlanmaz.
Çünkü kıyametin kopacağı bir zaman vardır,
Bu dünyanın bir gün sonu gelecektir,
Fakat Tanrı sıfatının sonu-sınırı nerede?
Aşkın beş yüz kanadı vardır,
Her kanadı, Arş'ın yücesinden yer altına dek her yanı kaplar."
Mevlana Celaleddin Rumi-Mesnevi
Bütün kandillerin "Lâilahe illalah" der... Şaşırdım ben:Nasıl mabet ki yarattığın evren, sürekli secdededir gök kubben! Kapanmış, titriyor dünyaların korkuyla karşında; Melekler, sanki boyun eğmiş, durur Arş'ının eteklerinde.