Bana aşkınızı bahşettiğiniz için ne kadar mesudum, asla bilemezsiniz! Emin olunuz ki, aşk hakikiyse eğer, masallar da hakikîdir ve onların hakikî olduğuna artık inanıyorum. Lütfen bana istediğiniz masalı anlatınız, inanırım. Cüceleri, büyücüleri, devleri anlatınız, artık inanırım. Beni sevdiğinizi anlatınız, çocuk gibi inanırım. Çünkü güzel gözlerinizden kâğıda damlayan o inci tanesi, benim artık yegâne hâzinem ve onu kalbimde saklayacağım. kalbim artık sizin için atıyor ve sizin için sükûn bulmaya hazır.
Bana kalbim yok gibi davranıyorlar, anne. Kalbimi kırıyorlar.
Ölüyorum, anne. Görmüyor musun?
Görmedin hiç.
Gör, lütfen.
Neden görmedin?
Bende bir fotoğrafın var. O bile yüzüme bakmıyor.
Eğer beni görseydin böyle olmazdı. Beni gör diye çırpınmaz, kendimi paralamaz; kendimden vazgeçmezdim.
“Dönüp onu sırtüstü devirdim ve sonra da üstüne çıktım. Kasıklarının üstünde ata binme pozisyonu alırken sabahlığım aralanmıştı. Avuçlarımı güçlü göğsünde dolaştırıp yanık tenine tırnaklarımı geçirdim. Kalçalarım üzerinde inip kalkıyor…”