Cevap bekler gibi, meydan okur gibi sustu. Bense, ancak:
- Bütün bunların hepsi laf, diyebildim.
Duraklamadan:
Her şey laftan ibaret zaten, dedi; çünkü her şey ancak lafla muhafaza edilebilir. Bir haz kırıntısını, bir tek kelimeciği, ancak sığdırabildiğimiz bir saniyeye olsun sahip miyiz? Mevcut olan sadece mazidir, bizim olan sadece mazidir; çünkü biz hatırlıyor ve onu sonradan istediğimiz gibi yoğurarak malımız yapabiliyoruz.. ve artık onu bizden hiçbir şey söküp alamıyor, kaderi yalnız bize tabi kalıyor.
Son bir gayretle, bütün ikna kabiliyetimi toplamağa çalışarak konuştum:
Şimdi de paradoks mu? Sen, bana, "hayır" derken niçin ağladığını söyliyebilir misin.. bundan başkası bana vız gelir.
O her ümidi eriten gülümseyişi ile:
- Ben, zannettiğin gibi, aşkı bırakışıma değil, bilākis, o aşk uğruna silkip atıverdiğim ömrüm için ağladım, dedi ve artık başka hiçbir şey demedi.