Yetişkin olmaktan vazgeçiyorum. Yoruldum yetişkinliğin kurutulmuş pınarlarında koşullu sevinç avcılığı yapmaktan. Aşk cimrisi, aşk kabızı insanlarla bir arada yaşamaktan.
İnsan yalnız olunca neler neler düşünür.. gerçekleşmemiş hayallerini, uçup giden yıllarını, ilk aşk maceralarını... O pek gerilerde kalan yılları, erişilemeyen ve erişilemeyecek olan bir isteği hatırlamak, düşünmek de hoş bir şeydi. Niye böyle olur? Bunu da bilmez insan. Ama zaman zaman bunları düşünmekten, o günleri yeniden yaşıyor gibi olmaktan hoşlanır.
Seni o kadar seviyorum ki, biliyor musun senden artık vazgeçmeyecek kadar seviyorum seni. Bazen aşk öfkeleriyle içimin parçalandığı zamanlarda da hep seni görmek istiyorum. Kendi kendime diyorum nerededir acaba? Başka kadınlarla mı konuşuyor? Şimdi kadınlar ona gülümsüyor, o da onlara yaklaşıyor. Daha güzelleri var ama ben hepsinden daha iyi sevmesini bilirim!
Hayat aslında içindeki anlık sürprizleri olmasa, bomboş bir ağaca benziyordu. Üzerindeki kışın ortasında açan tomurcuklar, hayatın heyecanı iken o tomurcukların amansız fırtınalarda çiçek açması insanı, hayatı yaşamaya değer kılan güzelliklerdi. Bu emrivaki işin bir şekilde içine düşmemle hayatın bana o beklenmedik tomurcuğu verdiğine, şükretmeliydim. İlk görüşte aşk filmlerde olurdu, kitaplarda, tragedyalarda... Kalbimi bu denli ağzımda attıran heyecanlar tatmamıştım. Genelde korkunun getirdiği adrenalinin zulmünü yaşardım. Oysa şimdi aşkın, çekimin ve yine bilinmezliğin heyecanıyla doluydum. Hâlâ kafamın içindeki karanlık derinlikte mantığım bana, "Kendini çok çabuk kaptırdın, 200 km hızla düz duvara gireceksin," diyen uyarı ışıklarını yakıp yakıp söndürüyordu. Ama o hızın yarattığı his öyle güzeldi ki sonundaki ölümü sanırım gülümsemeyle karşılayacaktım.