O zaman -o zaman?- gençti, ringe çıkmış, kaynayan kanının o önlenmez itişiyle zıp zıp zıplıyor, bir yumrukta çenesini patlatmak için, rakibini, hayatı bekliyordu. İşsizlik? Pöh, sende. Ama o günlerden kalma da bir sancı vardı içinde: Bir arkadaşı, avutmak için olacak, bir meyhaneye götürmüştü. Ayrıldıkları zaman gece çoktan geride kalmıştı, o sarhoştu ve pırtık pardesüsünün cebinde topu topu üç beş tane nikel parçası vardı, doğrusunu isterseniz para pul da umurunda değildi. Ama bir çiçekçi vitrinin önünden geçerken her şey değişivermişti.. hem de nasıl!Eyy.. kolay değil; aşktı o, aşk. İçiniz tamtakır kurumamış ise iyi bilirsiniz bunu.. veya hiç tadmadınızsa, dünya bir defacık olsun sizin için dönmedi demektir, yazık.
Acı çekmek aşkın bir parçası ise eğer, acılarımla huzur içindeyim ben. Bir kadın sevmeyi nasıl öğrenirse izin ver sende öğreneyim. Sırt çevirme o çiçeğe.
Birbirimizi pek tanımıyorduk daha ve yaşam bizi ayırmayı aklına koymuş gibi ne gerekiyorsa inceden inceye dokuyordu.
Saklı gizli tutamadığımdan hiçbir şeyi hemen anladım, seni istediğim gibi görmem için önce gözlerimi kapatmam gerekiyordu, o zaman sarı yıldızlar çıkıyor ortaya, sonra yaradılışının Kızıl renkteki sıçrayışları, saatlerin atılımı, senin dünyanın ağır yaklaşımı, anlaşmazlıklar ve beceriksizlikler; ama bir o kadar da karmaşık bir dünya, altında örümcek Klee’nin imzası, Miro‘nun sirk dünyası, Vieria da Silva küllerinden doğan ve sende yansıyanlar, bir dünya ki sen atının üstünde bozgundan bozguna, kule gibi bir dünyada deliler gibi koşturup durmuşsun.”