Sorsan davamız için yaptık, derlerdi. Ama davaları ne onu bile bilmezlerdi. Bir avuç kuklaydı hepsi, farkında bile değillerdi. Oysa vatan bu değildi. Vatan öldürülmezdi. Vatan korurdu. Vatan yaşatırdı. Vatan can almazdı. Vatan can verirdi. Vatan hayat verirdi. Vatan masumların kanları üstüne kurulmazdı. Bunlar için toprak parçasıydı belki vatan. Ama Hayri Albay için öyle değildi. Vatan atalarının dişiyle, tırnağıyla yıllar yılı savaşıp bıraktığı yerdi. Şu an ise içinde bulunulan durumdan dolayı kendini bir nebze de olsa suçlu hissediyordu. Zira Murathan öyle bir bakmıştı ki gözlerinin içine. Belki onu çağırmasaydı... Gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Bunları düşünmenin anlamı yoktu. Bunca yıllık askerlik hayatı, başına vura vura iki şey öğretmişti: Ölenle ölünmez, yaşanacak olan durdurulamaz.
Çöpçü adam ise ezik bir varlıktı; kaderin ve kendi açıklanamaz doğasının darbelerini kabullenmeye alışmıştı…ve bunu hep başı öne eğik bir şekilde yapmıştı. Ufaklıkla olan felaketimsi karşılaşmasından sonra daha da ezilmiş, erkekliği yok sayılmış, hatta neredeyse beyni yıkanmıştı. Beyin hasarı yaratabilecek hızda oradan oraya götürülmüştü. Bir kutu birayı sonrasında kusmadan bir dikişte bitirmezse öldürülmekle tehdit edilmişti. Bir tabanca namlusuyla ırzına geçilmişti. Neredeyse üç yüz metrelik bir uçurumun dibini boylayacaktı. Tüm bunların üstüne, doğrudan bir dağın tabanına giren bir delikte sürünerek ilerlemeye cesaret edebilir miydi? Karanlıkta onu kim bilir ne tür korkunç şeyler bekliyordu. Cesareti yoktu.
Mecnun Leyla için deli olmuş
Ben deli divane olurdum
Ferhat Şirin'in aşkına
Dağları delmiş
Ben dünyayı delerdim
Yok benim aşkımın üstüne yok
Hele bir öl de
Ölmezsem namerdim
hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını beklemiştim. bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar.
keder defalarca alazlamıştı beni ama alevi asla etimin içine işlememişti.
"Ben sevgiden, sevinçten söz açmak istemez miyim, delice, çılgınca, içim taşa taşa, bir sevinçten söz açmak istemez miyim? Ben sevinçli adamım. Bu dünya böyle olmasa, böyle kara, karanlık olmasa, ben sevinçten taşar coşardım. Yaradılışım karanlıktan çok aydınlığa, acıdan çok sevince… Ne çare, ne çare ki sevinmek gelmiyor içimden…