Ertesi gün, daha ertesi gün ve üçüncü gün Ömer, sabahları iyileşir gibi oldu; fakat akşamları, bir önceki akşamdan daha çok ağırlaştı ve ancak bir hafta sonra, doktorlar: - Tifo, dediler. Ömer tifo yatağında, günlerce de dalgın, erimiş ve bitmiş olarak yattı: Ateş, ateş, ateş... Ateş yavrucağı eritmiş, bitirmişti. *** Sonra, bir sabah kendine gelir gibi oldu. Akşam gene fenalaştı; fakat ertesi sabah bize gülümsedi ve annesi onu kucaklayıp öptü. Her geçen gün, Ömer'e bir parça daha iyilik getiriyor; bu muhakkak; fakat öyleyse, doktorlardaki bu soğukluk neden? Neden aramızda böyle tül gibi, tül gibi, fakat aşılmaz bir perde tutuyor ve ne düşündüklerini, daha doğrusu ne beklediklerini apaçık söylemiyorlar? Neden apaçık söylemiyorlar da birtakım meslek tabirlerini, el, baş ve omuz hareketlerini tercih ediyorlar? Bütün bunlara ve bilhassa, bilhassa karımın, karımın ve benim, böyle durup dururken, hattâ Ömer gülümserken, kalblerimizin atışlarını hızlandırıverişlerine sebep ne?
Sayfa 63·Kitabı okuyor
O rüyâlar ki sırlı bir cihânın penceresidir; fakat vücûdumuzun karanlığı ve kesâfeti o şeffaf cama bile tesir ederek bir perde olmuş ve bizi, görülecek nice hakîkatlardan mahrum bırakmıştır.
Alıntı
Reklam
Bütün basit esasları dallandırıp budaklandıran da bahânelerden başka nedir? Niçin onları görüyor da, hareket ettiren ve tasarruf eyleyen mânâyı görmüyoruz? Görmüyoruz, zîra bahânelerin kalın ve kesif örtüsü, mânânın ince ve renksiz varlığına perde oluyor.
Alıntı
Ve Hazreti İbrahim gördü ki,Ateş,Tanrı bilindi,Su, Tanrı bilindi,Gök,Tanrı bilindi,yıldızlar,ay ve güneş,Tanrı bilindi.Hükümdarlar,Rahip,Buda Tanrı bilindi. Ve Tanrı,Tanrı bilinmedi. İnsanın bu düşüşü O’nun yüreğini yaktı,onu ateşlere attı. Allah’a perde olan bütün maskeleri yakmağa yemin etti.
Visal
Beni zaman kuşatmış, mekân kelepçelemiş; Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş... Perde perde verâlar, ışık başka, nur başka; Bir ânlık visal başka, kesiksiz huzur başka. Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci; Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci? Yoksa göz, görüyorum sanmanın öksesi mi? Fezada dipsiz sükût, duyulmazın sesi mi? Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen! Sana yönelsin diye icat eden kalbi, sen! Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş! Azap var mı âlemde fikir çilesine eş? Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor? Çilesiz suratlara tüküresim geliyor! Evet, ben, bir kapalı hududu aşıyorum; Ölen ölüyor, bense ölümü yaşıyorum! Sonsuzu nasıl bulsun, pösteki sayan deli? Kendini kaybetmek mi, visalin son bedeli? Mahrem çizgilerine baktıkça örtünen sır; Belki de benliğinden kaçabilene hazır. Hâtıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül! Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül! O visal, can sendeyken canını etmek feda; Elveda toprak, güneş, anne ve yâr elveda! (1982)
Sayfa 233 - BÜYÜK DOĞU YAYINLARI·Kitabı okudu
İlk dönem Şiilerin amacı ?
İlk dönem Şii âlimlerin İslâm, Rasûlullah, Ali (ta) ve ashab hakkında çizdikleri tabloya bakıldığında nesnel bir okuyucu onların kendi mezheplerini savunmaktan ziyade sanki İslâmın altnı oyup itibarını düşürmek icin çabaladıklarını zanneder. Zerdüştilik dinini yeniden diriltmek, islâm suyu ile söndürülen Mecûsi ateş gedelerini yeniden alevlendirmek ve Sâsâni iktidarını geri getirmek hevesinde olan kesimlerin bu dönemdeki asıl amaçları Ali'yi sevmek değil Ömer'e buğzetmekti. Ali sevgilerini Iran'ı fetheden Ömer nefretlerine perde yapmaktaydılar. Mecûsî ateşgedelerinin söner atesini ashaba dönük haset odunlaryla harlamak istemekteydiler.
Sayfa 258
Din
Reklam
Reklam