Kumral Ada Mavi Tuna, Buket Uzuner’in 1997’de yayımlanan, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Yılın Kitabı Ödülü’nü alan, Türk edebiyatının en dokunaklı, en yaralı aşk üçgenlerinden biriyle iç içe geçmiş iç savaş romanıdır.
Bu eser; Kuzguncuk’un taş sokaklarında başlayan bir çocuk aşkının, yıllar sonra kanla ve ateşle sulanan bir ülkeye dönüşmüş halidir.
İçimizde kopan fırtınanın, dışımızdaki yangına nasıl ayna tuttuğunun, ve aşkın bazen en büyük barış, bazen de en derin savaş olduğunun sessiz çığlığıdır.
Tuna, mavi gözlü, saf, kırılgan bir çocukken başlar her şey: Bir taşla tanışır Kumral Ada’yla.
O taş, gözlerini sakladığı ilk sır olur.
Ada ise ela gözlü, kumral, ünlü bir ailenin prensesi;
güneş gibi parlar, ama Tuna’nın gölgesinde kalır o parıltı.
Aras girer araya: Tuna’nın abisi, Ada’nın sevgilisi.
Üçü bir ağaca bağlanmış gibi büyürler;
ama ağacın dalları zamanla birbirine dolanır, kanar.
Roman iki katmanlı akar:
Bir yanda Salı sabahı evinden apar topar alınan Tuna’nın iç savaşa sürüklenişi ambulans mı, asker mi, kâbus mu belli olmayan o an.
Diğer yanda Tuna’nın çocukluğundan gençliğine uzanan, yanılsama ile gerçeğin dans ettiği o masalsı, ama bir o kadar acımasız aşk hikâyesi.
Buket Uzuner burada şunu yapar:
Aşkı masum bir çocuk gözünden başlatır,
sonra onu yetişkin bir adamın yaralı yüreğine taşır.
İç savaş sadece sokaklarda değil; kalplerde de patlar.
Kardeşlik, aşk, ihanet, özlem, kıskançlık… hepsi aynı kurşunla delinir.
En sarsıcı yanı şu satırlar:
“Bence sen dünyadan bile güzelsin Ada!”
(Ertesi yıl evreni öğrenecek ve evrenden bile güzel olduğunu söyleyecektim.)
Bu cümle, saf bir çocuğun dilinden dökülürken,
yetişkin Tuna’nın dudaklarında kanar.