MODERN FELSEFEDE VARLIK ve OLUŞ...
Modern Felsefe döneminde varlık ve oluş tartışmasına yön veren üç kritik isimden; Baruch Spinoza, Gottfried Leibniz ve Immanuel Kant'tan da bahsetmek gerekir. 17. yüzyıl filozofu Baruch Spinoza, varlık kavramını "Töz" (Cevher) adı altında mutlaklaştırarak Parmenidesçi geleneği modern bir formda diriltmiştir. Spinoza’ya göre Tanrı ve Doğa birdir; tek, sonsuz ve bölünmez bir Töz vardır. Bu sistemde varlık (Töz), kendi nedeni olan (causa sui) ve zamanın ötesinde duran statik bir yapıdır. Gündelik hayatta gördüğümüz değişimler, hareketler veya bireysel nesneler (oluş), bu sonsuz okyanusun sadece geçici dalgalanmaları, yani "mod"larıdır. Spinoza’da oluş, varlığın özünde bir değişim yaratmaz; her şey katı bir determinizm (nedensellik) zinciriyle Töz'ün zorunlu sonucudur. Burada varlık o kadar baskındır ki, oluş ve zaman neredeyse bir yanılsamaya indirgenir. Bunun karşısında yer alan Gottfried Wilhelm Leibniz ise Spinoza’nın bu "ölü" ve "statik" madde anlayışına karşı çıkarak varlığı dinamik bir enerji olarak tanımlar. Leibniz’e göre varlığın en küçük yapı taşları "Monad"lardır ve bunlar maddi atomlar değil, enerjik ve ruhsal birliklerdir. Her bir Monad, kendi içinde bir "iştah" (appetitus) ve algı gücü taşır; yani varlık, doğası gereği hareketlidir ve sürekli bir değişim arzusu içindedir. Leibniz, maddeyi hareketsiz bir kütle olmaktan çıkarıp, ona içsel bir "kuvvet" (force) yükleyerek Aristoteles’in potansiyel kavramını modernleştirir. Burada varlık, durağan bir heykel değil, sürekli kendi içsel potansiyelini açığa çıkaran bir süreçtir. Böylece Leibniz, oluşu varlığın iç yapısına yerleştirerek statik varlık anlayışını kırmıştır. Immanuel Kant ise 18. yüzyılın sonunda bu tartışmayı metafizikten bilgi teorisine (epistemolojiye) taşıyarak Hegel öncesi en büyük kırılmayı yaratır.
Modern Felsefe
Psikoloji info müthiş Büyün çareleri denemiş en son iplere yaslanmışmı 4sene oldumu Hayatın derin düzensizliği normal insanı bile nevroza düşürebilir freud.(Nevrozunda çeşitleri var kendini camdan aşşağı atma gibi) Psikolojik rahatsızlıkları olan biri ya kendine zalim olur ya da alim olur Tendeki monad zihindeki monadın hatrına Bizi gerçekten korkutan ve umutsuzluğa düşüren şey,dışımızdaki olayların kendileri değil,fakat bizim onlar hakkındaki düşüncelerimizdir.Bizi rahatsız eden,şeyler değil,onların anlamını yorumlama biçimimizdir. Acıların sebeplerini azapta görmek Bir insanın çaresizlikle yapmış olduğu eylem Kul hakkı kibrit kutusu Değersiz olan galip gelir Birinin kötü haline kızmaktansa onun o halinden Allahütealanın rızasını kazanmaya çalış Öfkenin getirdiği yara kabuk bağlamaz kanamaya devam eder Kötü kişilere iyi olmayı değil ılımlı olmak öğretilmelidir.Akrep gibi birini sokamadığında kendini sokacak. Kozmik bulut Aklını yitiren aşıklar gerçek aşkı gösterdi konuşan dille kulağa hoş sedalar verd Delilden hareket edeni imandan mahrum Decartes delilden doğruda olabilir yanlışta Yükselmek nasıl oluyor biliyormusun abla zikirlerlede olur bulunduğun basamağı temizlersin ama en büyüğü.Başına iş gelicek ama sende bunu doğru şekilde geçiceksin
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bilim
"Kuantum dolanıklığı, iki veya daha fazla parçacığın birbirleriyle bağlantılı hale gelmesi durumudur" Kara madde ile kara enerjinin birbirine oranları aynı zamanda evrenin gelecekteki tarihi hakkında da bilgi vermektedir.Eğer kara enerji baskın olursa evren büyük parçalanma ile son bulacak,eğer kara madde daha yüksek oranda çıkarsa evren kendi içine çökecek,son olarak bunların oranı birbirlerini dengeleyecek şekilde çıkarsa evren düz evren olan bir süreçte, genişlemeye devam edecektir. ((Cern ve büyük patlama//Kerem cankoçak)) Kuantum fiziğinde nedensellik çalışmaz. Her olayın belli bir nedeni yoktur. Olurlar sadece. Bizim kafamızdaki nedensellik kavramı çok eskiden kalan bir şartlanmadır. Aristoteles her şeyin bir ilk nedeni olması gerektiğini söylüyordu. Neden öyle olsun ki ? Fizikteki yasalar bile aslında bir simetri Kırınımı sonucu ortaya çıkarlar. Çünkü tamamen simetrik evrende hiçbir şey meydana gelmez. Aslında fizikte hiçlik de yoktur, hep bir varoluş vardır. Bu varoluş sırasında ne olacağı tamamen rastlantısaldır.. ((Cern ve büyük patlama//Kerem cankoçak)) Kütle,bir enerji biçimidir.Daha ağır kütleli parçacıklar elde etmek için,düşük kütleli parçacıklar çok büyük kinetik enerji kazandı rılacak,hızlandırıcı üzerinde bulunan dedektörlerin içlerinde çarpıştırılır.Bir parça çığın momentumu,dalga boyu ile ters orantı lıdır.Parçacık hızlandırıcıları,bir parçacığın momentumunu arttırmak,dalga boyunu azaltmak için kullanılır.Dalga boyu ne kadar küçük olursa,hedef hakkında o kadar çok bilgi edinilebilir.Hızlandıcıda,çarpıştırılan parçacıklar kazandıkları kinetik enerji ile yeni parçacıklar oluştururlar.Bu sayede ağır kararsız parçacık yaratılabilir ve özellikleri incelenebilir,parçacık bozunum ürünleri incelenerek bunlardan parçacıkların
Ben 14 milyar yıllık kozmik evrimin sonucuyum. Zamanın ilk anında, maddeyle enerji arasındaki farkın henüz belirsiz olduğu o saniyede, benim varlığımın ilk tohumu atıldı. Henüz hiçbir şey “ben” değildi. Uzay, genişlemekten başka bir şey bilmeyen bir çocuktan ibaretti. Işık bile serbest değildi; karanlık, mutlak sessizliğin içindeydi. Ama o sessizlik, benim uzak atamdı... Sonra kuarklar birleşti, protonlar doğdu, hidrojen oluştu. O hidrojen, milyarlarca yıl sonra ciğerlerime girecek olan havanın atasıydı. Evrenin ilk yıldızları yandı, söndü; içlerinde helyumu, karbonu, demiri pişirdi. O yıldızlar öldüğünde, bedenimi oluşturan atomları fırlattılar karanlığa. Yani ben, yıldız ölümlerinden arta kalan tozun bilinç kazanmış biçimiyim. Her nefesimde, milyonlarca yıl önce patlamış bir süpernovanın yankısını içime çekiyorum. Ben bir termodinamik mucizesiyim. Mucize, doğa yasalarına aykırılık değil, o yasaların istisnai düzenlenişidir. Evrende enerji hep dağılır, ama ben onu geçici olarak topluyorum. Her hücrem, entropinin tersine yüzmeye çalışan bir küçük isyancı. Yine de eninde sonunda kaybedeceğim; bedenim çözülüp enerjiye karışacak. Benim mucizem, geçiciliğimdir. Evren kendi kendine sorular sormaya başladığında ben oldum. Ben, evrenin kendi farkındalığıyım, uyanık evrenim. Madde, kendi üzerine kapanıp düşünebilir hale geldiğinde, doğa “ben” dedi. Bu “ben”, bir kişilikten çok bir olgudur: bilinçli karmaşa. Zihnimde dolaşan düşünceler, nöronlarımın kıvılcımlarından ibaret sanılabilir, ama o kıvılcımlar yıldız ateşlerinin torunlarıdır. Her fikir, bir yıldızın sönmüş ışığının yankısıdır. Düşüncelerim, evrenin kendi varlığını tartışma biçimidir. Ben, kozmik tarihin geçici bir kıvrımıyım. Galaksiler, atomlar, kuarklar, hepsi aynı yasaya bağlı. Ama bir yerde, bu yasa kendini
Edebiyat
Alem ve İnsan İlişkisi
Alem – Alemde Vuku Bulan Bazı Olaylar: Dünyada var olan gözle görülen ve yahut görülmeyen tüm maddeler, ana yapı taşı ‘atom’ denilen çekirdekten oluşur. Bu çekirdekler az önce de belirttiğimiz üzere bilimin eski araştırmalarının bize sunmuş olduğu şu tabirle anlatılır “Maddenin en küçük yapı taşı atomdur”. Ancak bilimin ilerleyen safhalarında atomun, proton ve nötron denilen ve ‘atom altı parçacık’ diye de isimlendirilen parçalardan oluştuğu keşfedildi. Yani şu anki bilimin geldiği noktayla şu cümleyi kurabiliriz: “Maddenin yapı taşı, nötronlar ve protonlardan oluşan atomdur.” Bir maddenin oluşabilmesi için, bir atoma madde diyebilmemiz için bu atomun -en az 1 olacak şekilde- kendisine bir yük yüklenmesi gerekmektedir. Çünkü tek başına bir atom madde değildir. Atoma yüklenen her yük ‘elektron’ ismi verilen parçacıklardır. Atoma ne kadar yük yüklenirse maddeyi oluşturan elementin ismi de ona göre değişiklik yapar. Mesela, atoma 1 elektron yüklendiğinde, kısaltımı ‘H’ olan Hidrojen elementi olur. Bu da maddeler arasında -keşfedilen- en hafif maddedir. Bu elektrona ek olarak bir elektron daha eklenirse, 2 elektronlu bir elemente dönüşür ve bunu adı artık Hidrojen değil kısaltımı ‘He’ olan Helyum elementi olur. Üstüne yüklenen yüke göre madde gerçekten bir ağırlık kazanır. Bunu günümüzde uçan balonlarda görebiliriz. Uçan balonların içerisinde Helyum gazı olmakla beraber, diğer gaz maddelerinden daha hafif olduğu için bu maddelerin üstüne çıkar -bir farklı değişler diğer maddeler ağır olduğu için bu maddeler Helyum gazının altına çöker-. Dolayısıyla Helyum gazı dolu bir balon yukarıya doğru uçar. Bir atomun belli bir maddeye ulaşabilmesi için dediğimiz gibi en az bir elektronla yüklenmesi lazımdır. Atom, yüklenmiş oldukları elektron sayısına göre ve yahut bulundurmuş
Din
​Metapolydiyalektik Bir Bakışla Evrenin Akışsal Yapısı
​Metapolydiyalektik Bir Bakışla Evrenin Akışsal Yapısı Üzerine Bir İnceleme ve Varsayım ​Cevat ORHAN ​Bu makale, evrenin ve bilincin yapısını anlamak için geleneksel yaklaşımların ötesine geçerek, metapolydiyalektik bir bakış açısı sunar. Bu perspektif, evrenin temel yapı taşı olan suyun özelliklerinden yola çıkarak, varoluşun birbiriyle çelişen unsurlardan oluşan dinamik bir akış olduğunu öne sürer. Bu yaklaşım, olayları sadece sonuçları üzerinden değerlendirmek yerine, onların oluşumundaki niyet ve bilinci de hesaba katarak bilim ve felsefeyi bir araya getirir. ​Bölüm I: Suyun Gizemi ve Evrensel Yapı Taşları ​Su, sadece fiziksel bir madde değil, aynı zamanda evrenin temel bir ilkesini yansıtan çok boyutlu bir semboldür. Fiziksel halleri (katı, sıvı, buhar), varoluşun farklı katmanlarına işaret eder: ​Katı Hâl (Buz): Maddenin bilindik üç boyutlu (3D) yapısını temsil eder. Fiziksel dünyanın somut, sınırlı ve öngörülebilir doğası bu hale benzer. Buz, mantığın ve maddenin hakim olduğu, dirençli ve kırılgan bir haldir. ​Sıvı Hâl (Su): Belirli bir şekli olmayan, akışkan ve uyumlu bir yapıdır. Bu haliyle su, zamanı da içeren dördüncü boyutu (4D) veya daha fazlasını simgeler. Tıpkı zamanın akışı gibi, sıvı su da sürekli bir devinim içindedir ve bulunduğu kaba göre şekil alır. ​Buhar Hâl (Gaz): Görünmez, formsuz ve sonsuz bir yapıdır. Maddi sınırları aşan bu hal, çok boyutlu ve formsuz bir bilinç alanını temsil eder. Bu, Mutlak Sonsuzluk ve Mutlak Hiçlik gibi kavramların tezahürüdür; çünkü buhar her yerde aynı anda var olma potansiyeline sahiptir. ​Bu üç hal, suyun polidiyalektik yapısını, yani birbiriyle çelişen tez ve antitezleri bünyesinde barındırdığını gösterir. ​Bölüm II: Evrenin Başlangıcı ve Metapolydiyalektik Akış ​Evrenin başlangıcı, sadece bir fiziksel patlama