Bilim tarihini tek bir önemli cümleye indirgemeniz gerekse, o cümle "Her şey atomlardan yapılmıştır" olurdu. Onlar her yerdedir ve her şeyi onlar oluşturur.
Çok uzun yaşadıklarından atomlar defalarca deveran eder. Sahip olduğunuz her bir atomun size gelene dek birkaç yıldızdan geçtiğini,milyonlarca organizmanın parçası olduğuna kesin gözüyle bakabilirsiniz. Her birimiz atom açısından o kadar zenginiz ve öldüğümüz zaman öyle etkin bir geri dönüşüm sürecine gireriz ki atomlarımızın önemli bir miktarı( kişi başına tahminen bir milyar kadarı) muhtemelen bir zamanlar Shakespeare'e aitti.1 milyar atom da her birimize Buda'dan, Cengiz Han'dan ve adlarını sıralamak isteyeceğiniz başka bir sürü tarihi şahsiyetten geldi( Bunların maziye karışmış zat-ı muhteremler olmaları şart tabii çünkü bir kişiye ait tüm atomların tekrar paylaştırılması onlarca yıl alır yani siz ne kadar isterseniz isteyin henüz Elvis Presley'le birleşmiş olamazsınız)
Demek ki hepimiz kısa ömürlü olmakla birlikte, reenkarnasyonlarız. Öldüğümüz zaman atomlarımız dağılır ve başka yerlerde yeni kullanımlar bulmak (bir yaprağın ya da başka bir insanın veya bir çiğ damlasının parçası olmak) üzere çekip giderler. Bununla birlikte kendileri neredeyse sonsuza dek yaşar. Bir atomun ne kadar uzun yaşayabileceğini kimse tam olarak bilmiyor ama Martin'in Rees'e göre ömürleri yaklaşık 10 üzeri 35 yıldır: Benim bile bilimsel yazımına başvurmaktan çekinmeyeceğim kadar büyük bir sayıdır bu.
Üstelik atomlar çok miniktir hem de nasıl minik yarım milyon atom omuz omuza dizilse bir insan tüyünün arkasına saklanabilir. Böyle bir ölçekte tek bir atomu hayal etmek esasen imkansızdır, ama elbette denemekte özgürüz...
Çağdaş fizik iki büyük teori üzerine kuruludur.
Bunlardan ilki Einstein'ın "Genel İzafiyet Teorisidir" ve uzay-zaman ile maddeyle ilgilidir; bu ikisinin, maddenin uzayı eğecek tarzda nasıl etkileşimde bulunduğunu araştırır. Eğik uzay da maddeye nasıl hareket edeceğini "söyler".
İkincisi ise "Standart Parçacık Fiziği modelidir" ve gluonlarla birbirine bağlı olan kuvarklar gibi temel atom altı parçacıklar üzerine oturur. Kuvarklar karmaşık atom altı parçacıkları oluşturur ve bunlar da protonlar, nötronlar, atomlar, moleküller ve benzeri gibi bilinen parçacıkları teşkil eder.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Sofu bir Yunan için yağmurun, Zeus’un hiçbir müdahalesi olmaksızın rüzgârın hareketi ve güneşin sıcaklığı nedeniyle oluştuğu fikri, günümüzdeki sofu bir Katolik için ‘ruh’un atomlar arasındaki etkileşimin bir sonucundan başka bir şey olmadığı fikrinden daha az sapkın bir fikir değildir. Yine de bir farkla: Günümüzün Katoliği, yirmi altı asır önceki bir natüralizme karşı çıkarken Anaksimandros bildiğimiz kadarıyla, dünyaya dair bu natüralist iddiayı ortaya atan ilk kişidir.”
Hayatımızda bir anlam bulmak/yaratmak zorundayız. Anlam, bu hayatın üzerine oturduğu ruhsal ve zihinsel çerçevedir. Anlamsız ve amaçsız hareket yokturç Atomlar aleminde ''rastlantısal'' zannetiğimiz tüm hareketlerin dahi bir kuralı varıdr. Rastlantısallık, bizim ''ilişkilerini anlamadığımız karmaşık bileşenler arasındaki etkileşimlere'' yakıştırdığımız bir nitelemedir olsa olsa.
Düşüncemiz göğün duvarlarını yıkıp geçer, kendisine gösterileni bilmekle yetinmez: "Dünyanın ötesinde uzanan şeyi araştırıyorum," der, "o sonsuz bir boşluk mu, yoksa kendi sınırları içine mi kapanmış? Dünyanın dışındaki şeylerin görünüşü nasıl, biçimsiz ve karışık olup bulundukları o büyük yerin her yanına nüfuz mu ediyorlar, yoksa belli bir düzene göre mi biçimlenmişler? Bu dünyaya bağlılar mı, yoksa ondan çok uzakta mı bulunuyorlar ve bu dünya boşlukta mı döndürülüyor? Kendileri sayesinde her şeyin doğduğu ve doğacağı atomlar var mı, yoksa onların daimî olan ve tümüyle değişebilen bir cevheri mi var? Elementler birbirlerine zıt bir şekilde mi var, yoksa birbirleriyle çatışmayıp birlikte ama ayrı ayrı mı hareket ediyorlar?
Düşün ki, bunları araştırmak için doğan insan, tamamına talip olsa, kendisine ne az zaman tahsis edilmiştir. Varsın kimsenin zamanını rahatlığından ötürü çalmasına ya da umursamazlığından ötürü kendi kendine onu yitirmesine izin vermesin, varsın saatlerini aşırı cimrice korusun ve insani ömrünün son anına dek ilerlesin, varsın Talih, doğanın onun için belirlediği yaşamın hiçbir bölümünü şiddetle sarsmamış olsun, yine de insan ölümsüz unsurların bilgisine erişmek için fazlasıyla ölümlüdür. (8)