Attık gitti
Sizi kalbimden söküp atacak güce sahibim. Sizin de diğerleri gibi aşağılık biri olmanız, bir kadında ihtiyaç duyduğunuz şeyin akıl ve zeka değil de beden, güzellik ve gençlik olması sadece rahatsız edici, acı bir durum ...
Sayfa 49·Kitabı okuyor
Adam ihaneti alıp gitti, sadakat evde kaldı.
Asansörü boş verdim. İkişer ikişer indiğim merdivenlerden sonra dışarı attım kendimi, hava buz gibiydi. Hâlâ canlı Gottardo Caddesi'nden geçtim, Cimone Caddesi'nin ıssız ara sokaklarını arkamda bıraktım ve Claudia'nın bahçe kapısına dek epey süratle araba kullandım. Onu içerideki camlı kapının ardında bekleyen bir gölge olarak gördüm...
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
uzun uzun yürümek de ağlamaktır
insan erken gitti mi de geç kalır ben ağlamamak için binbeşyüzseksendört adım attım, bilmiyorsun
Dinlenmek için salonda yürüyerek birkaç tur attık. Sonra o oturdu, kalan birkaç portakal dilimini ona ayırmış olmam hoşuna gitti, ancak onun nezaket olsun diye yanındaki arsız kadına uzattığı her dilim benim kalbime bir diken gibi battı.
Harcamalar
Mektuplar aldım sevindim, Birinde denmiş geliyorum Öbüründe yazılmış geleceğim. Bekledim bekleyorum.. Bir yaşam verdim. Açtım bir başkasını, Uzun-uzun yazmış gel. Okumadan arkasını Gittim gidiyorum Bir başka yaşama bedel. Biri demiş sen, biri demiş ben. Seni ben anladım, beni sen. Bir yaşam daha verdim Beklerken, giderken, dönerken. Kaldı elimde üç-beş mektup, Üç-beş yaşam. Bir onları da açsam okusam Önceki yaşamları unutup Ya beklesem, ya da gidip arasam. Ne bir iz geliyorum deyenden, Ne de gel yazandan. Bunları düşünüp dururken Bir yaşam daha gitti elimden Başkalarınca saklamak varken. Ama ben umudluyum bundan;
Sayfa 100·Kitabı okudu
Şiir
16.06.26
Ben o iğneden yine de vazgeçmedim, paslı da olsa benimdir, dedim. Bir gün yokluğu geçirdim iğnemden, yokluğu işledim. Bir gün kavgayı, bir gün yalnızlığı, bir gün sevdayı, sonra ayrılığı, sonra hasreti işledim. İğnemin metal deliğinden acıyı geçirdim, kederi geçirdim. Katran karası ipleri tuttum ucundan, dudaklarımın arasında ıslattım, gözümü kısıp kör bir delikten uzattım ipi, işinin ehli terziler gibi besmeleler çekip iki ucunu eşitledim. Ama sonunu düğümlemedim. Her nefes alışımda bir iğne battı kumaşın üzerine, her nefes verişimde bir iğne çıktı üzerinden. Acımı ince bir işçilikle, tek tek, nakış nakış, sabırla işledim. Kanayan güller mi bitmedi üzerinde, kurumuş çiçekler mi, solmuş menekşeler, dağılmış laleler, perişan bahçeler mi, hiç bilemedim. Gün gelip bitecek. İpek de olsa, çuval da olsa her kumaş bitiyor sonunda bir gün. Batacak tek bir noktası kalmayana kadar işledim yokluğunu. O gün geldiğinde, iğnemi sıkıca tutup var gücümle çektim. İpin düğümsüz ucu kayıp gitti kumaşın üzerinde. Bütün bu nakışlar, bütün bu işler, bütün bu tuttuklarım söküldü bir anda. Geriye delik deşik bir ipek kumaş kaldı elemimden. Adına yürek dediler, nasıl böyle param parça olduğunu bilmediler Sökülme bir kez başlayınca ardını alamıyorsun, her gün bir yerin açılıyor. Önce gözlerin, sonra ellerin, sonra aklın, sonra için açılıyor. Görmediklerini görmeye, hissetmediklerini hissetmeye başlıyorsun. Sonunda o mertebeye eriştim. Her sabah, bıkmadan usanmadan her sabah penceremden girmeye çalışan güneşin ucundan tuttum nihayet bir sabah. Sensizliğin örekesinden geçirdim, bütün ışığını ellerimle eğirdim. Kırmızıdan sarıya geçen sırma bir ip gibi doladım ışıklarını çile çile. Her gün bir yumak güneş attım evin bir köşesine. Beni terk ettiğin gün, gelip yığıldığım yatağın etrafını küçük güneş
Sayfa 107·Kitabı okudu