Yirmi yaşımdaki halime dönüp baktığımda, hatırladığım, ölesiye bir tek başınalık duygusu, aşırı bir yalnızlık hissiydi. Ne bedenimi ve yüreğimi ısıtacak bir sevgilim, ne de içimi dökebilecek bir arkadaşım vardı.
Bir günü ne yaparak geçirmem gerektiğini bilmiyordum, geleceğimle ilgili şekillenmiş bir vizyonum da yoktu. Kendi içimde derinlerde bir yere hapsolmuş gibiydim. Bir hafta boyunca kimseyle konuşmadığım bile oluyordu. Bu durum bir yıl kadar sürdü. Uzun bir yıldı.
O dönemin içimde değerli büyüme halkaları oluşturan sert bir kış olup olmadığını ben bile bilmiyorum.
insan yıllardır anlata anlata üstüne tam oturan bir giysi gibi alışmış olduğu hikayesini yırtıp atarak önce o hikayenin çok iyi tanıdığı kahramanı olan kendisiyle vedalaşmalı
önünde durduğunuz şeyle, ki bir türlü istediğiniz gibi olmayan hayattı o, aynı renge bürünmüştünüz. sizi ayırt etmek olanaksızdı. var mısınız, yaşıyor musunuz belli değildi.
canlılığın fark demek olduğunu sizden öğrendim.