9/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 85. kitabı
Sophie, düğününe sayılı günler kala nişanlısının onu aldattığını öğrenir. Ancak düğünü iptal etmesi sandığı kadar kolay değildir; çünkü nişanlısının babası, kendi babasının patronudur ve düğünün iptali babasının kariyerini tehlikeye atabilir. Tam bu sırada bir arkadaşının önerisiyle sıra dışı bir plan yapar: Düğüne bir yabancı gelip itiraz edecek, nişanlısının ihanetini ortaya çıkaracak ve Sophie bu durumdan suçlu taraf olmadan kurtulacaktır. Bu görev için tutulan kişi ise Max’tir. Plan kusursuz işler ve yolları ayrılır. Aradan geçen dört ay sonra Max yeniden ortaya çıkıp Sophie’den benzer bir durumda olan arkadaşına yardım etmesini isteyene kadar… Okuduğum en tatlı kitaplardan birisiyle geldim. Özellikle son zamanlarda bu kadar tatlı ve erkek karakterine aşık olduğum bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. İkilinin sahneleri o kadar tatlı, o kadar güzeldi ki resmen sırıtarak okuyordum sürekli. Karakterlerimiz zamanla aralarındaki uyumu ve çekimi fark eder. Fakat ne Sophie ne de Max bir ilişki arayışı içindedir. Böyle karakterlerin zamanla hissettikleri duyguları kabullenmelerini çok seviyorum. İkilinin arasında en sevdiğim durum ise birbirlerine uyum sağlamak için çabalamıyor olmalarıydı; çünkü zaten yan yana geldiklerinde her şey olması gerektiği gibi akıyor. Sahte ilişki havası, düğün basma maceraları, eğlenceli mesajlaşmalar ve aralarındaki inkâr edilemeyen çekim derken kitap boyunca bir an bile sıkılmadım. Kesinlikle yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum ve bu kitabını da herkese gözüm kapalı öneriyorum!
Sonsuza Kadar MutsuzLynn Painter · Artemis Yayınları · 202621 okunma
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,370 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
TÜRKAN 'TEK VE TEK BAŞINA
Puan vermedi·344 syf.··
2026 9. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 18:26
SPOLİER İÇERİR! Türkan Saylan'ın değerli mektuplarıyla hayatına daha yakından bakmamıza vesile olan Yazar Ayşe Kulin'e teşekkür ederim. Türkan Saylan, kelimenin tam anlamıyla Cumhuriyet Kadını. İdealin, azmin ete kemiğe bürünmüş hali. Yaşamını idealine ve mesleğine adamış elleri öpülesi kadın.Çocukluğunun ilk yıllarından itibaren kafasına koyduğu doktorluk mesleğini ölüm anına kadar layıkıyla terine getirmiş bir Cumhuriyet Kadını. Kitabı okurken, hayatının her alanında azimli durulunu görebiliriz. Okurken evlenen; çğrencilik yükünün üzerine aile, eşlik ve annelik yükünü yükleyen, taşadığı hastalık yüzünden 13 ay boyunca yüzüstü yatan, eşinin tahsilini bırak evine çocuğuna bak dayatmalarına boyun eğmeyen, gencecik yaşında kanser illetini yenen güçlü kadın. Kitabı okuduktan sonra Türkan Saylan aklımda, güçlü, azimli, kararlı, başarılı, tuttuğunu koparan bir kadın olarak kalacak. Kelimenin tam manasıyla bir Türk Kadını. Kitap boyunca cesaretiyle ve inancıyla beni büyüledi; kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği cüzzamlı hastaları korkmadan, çekinmeden tedavi etmesi, tiksinmeden ya da geri durmadan sofralarına kadar oturması , kararlı tutumuyla Lepra Hastanesi'ni kurması ve sürdürmesi, şehir şehir ,mezra, taşra demeden yurdun dört bir yanıan gidip cüzzamlılara umut olması Türk Hekimi'ne yaraşır bir hareketti. Yaşamındaki tüm olumsuzluklara rağmen umuda tutunacak bir dal muhakkak bulması insanın içini ısıtıyor. Bu kadar umut dolu olması insanı bir yandan şaşırtırken diğer taraftan da güzel yarınlar için güdülüyor. Kardelenler Okula Projesi, cüzzamlı insanları hayata karıştırma çabası, kendini çalışmalarına ve bilime adaması ve arkasında gözaydınlığı evlatlar ve insanlar bırakması da Türkan Saylan'ın yarına olan inancını gösteriyor. Meyve
TürkanAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20186bin okunma
Bir Gönüle Aşk Girince
Puan vermedi·272 syf.·
2026 23. kitabı
Son zamanlarda okuduğum kitapların içinde aşkı görüyorum. Bu ay içerisinde okuduğum kitaplardan biri de Mesihpaşa İmamı adlı eserdi. Son derece inançlı, disiplinli, işlerine haram bulaştırmayan bir imamın gönlüne aşk düşünce neler oldu, neler... Okurken hem ufak ufak tebessüm etmiş hem de şaşırmıştım. Şimdi ise İstanbul Galata'sının en meşhur orospusu Fosforlu Cevriye'nin gönlüne aşk düşünce ne oldu? Bir türkü geçiyor aklımdan Sevcan Orhan’nın TRT kaydındaki performansı harikadır: Bir gönüle aşk girince, hey can Ateşte yanmışa benzer, hey can Bir de hasretlik olunca Aşk umut etmektir. Aşk dönüşüm demektir. Aşk için ölmek varken de aşkın için yaşamaktır. Aşk her şeydir... Nazım Hikmet Ran 'in 1920 yılında yazdığı Gölgesi adlı şiiri Suat Derviş'e yazdığı iddia edilir; hatta ona platonik bir aşk beslediği de söylenir. "Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını; Bir kere eğemedim bu kadının başını." Suat Derviş ise sol görüşlü, feminist bir yazardır. Dikkat edin; o dönemde bu iki kelimenin yan yana gelmesi büyük bir cesarettir. Hele ki bir kadınsanız... Toplumcu gerçekçi eserler kaleme alan hemen hemen her yazar soruşturmalardan geçmiş, tutuklanmış, dışlanmış ve sürgünü andıran bir hayat yaşamıştır. Fosforlu Cevriye ilk bakışta bir aşk romanı gibi görünse de aslında bundan çok daha fazlasıdır. Roman, İstanbul'un arka sokaklarını, yoksulluğunu, dışlanmış insanlarını ve toplumun görmek istemediği yüzünü anlatır. Suat Derviş'in başarısı da burada ortaya çıkar. O, okuyucusunu sadece bir aşk hikayesine değil, aynı zamanda dönemin sosyal gerçeklerine de tanık eder. Fosforlu Cevriye, toplumun "düşmüş kadın" olarak damgaladığı bir karakterdir. Fakat roman ilerledikçe onun yalnızca bu sıfatla açıklanamayacağını görürüz. O, seven, özleyen, fedakarlık yapan, umut eden ve hayal kuran bir
Aşk
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,640 okunma
8/10
·74 syf.··
2026 7. kitabı
"Ne şehri hissediyorum, ne sokağı, ne sokağın adını, ne de kendi adımı. Sadece burada yabancı olduğumu hissediyorum." Kısa öykülerden oluşan kısa bir kitap. Okurken karakterlerin psikolojisini çok iyi bir şekilde hissettim. En çok da askere üzüldüm.
Ay Işığı SokağıStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202182bin okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 15. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 18:14
Sonunda, nihayet, bu yaşta, yani 55 yaşıma bir iki ay kala Henning Mankell okuyabildim. Polisiye seven okurların yolu Henning Mankell ile bir yerlerde kesişiyor olmalı mutlaka. Benim de başıma geldi bu. Kitabı sevdim. Farklı, değişik bir şey anlatmıyor ve öncelikle bunu sevdim. Muamma çözmek veya çok sıradışı bir katilin sıradışı cinayetlerini anlamak için kafa patlatmak ve suçluyu inanılmaz zekâsı için yüceltmek yerine her zaman yaşanabilecek suç örneklerinden birini çözmeye çalışan Kurt Wallander'in belki bir polisiye klişesi sayılabilecek hayat hikâyesine rağmen kanlı canlı bir insana dönüşmeye çalışması benim için önemli zaten bu sebeple 10 kitaplık serinin 2. kitabını aldım. Polisiye kitaplarda dedektifler veya polislerin çalkantılı hayatlarının birbirine benzemesi dikkat çekici. Dramatik şeyler yaşayan polisler veya dedektifler söz konusu... Eşinden ayrılmış veya eşini veya çocuğunu kaybetmiş bir polis veya dedektif... Farklı örnekleri varsa da ben denk gelmedim galiba, bir önemi de yok . Kitabı beğenmemdeki diğer sebep hikâyenin sürekli olarak takıntılar veya sorunlar yerine bütün toplumla ilişkisi üzerine de kafa yormasıydı. Sadece insanların psikolojik çıkmazlarına problemlerine hastalıklı taraflarına değil de toplumda ters yüz olmuş, çıban haline gelmiş bir meselenin insana suç işletebilecek bir noktaya gelmiş olmasına da dikkat çekilmesi iyi bir öge bence. Böylece suçlunun olası karizmatik karakteri veya kişiliği yerine ona sebep olmuş olabilecek sosyal koşullarla ilgili de söyleyecek bir şeyleri oluyor hikâyenin. Acaba yazar diğer kitaplarında da bu bakış açısını sürdürüyor mu? İyi polisiye iyi edebiyattır diyen kimdi hatırlamıyorum, ama karanlık yüz bu konuda örnek olarak gösterilebilecek bir kitap bence. Yazarın kurt wallander karakterini çok iyi
Karanlık YüzHenning Mankell · Ayrıksı Kitap Yayınları · 2021244 okunma