kendi küçük hayatlarını dar kafalı küçük formüllere göre yaşayanları, bir araya toplaşmış sürüler dışında var olamayan varlıkları, yaşamlarını başkalarının düşüncelerine göre kalıplara sokanları, kölesi oldukları çocuksu kurallar nedeniyle gerçekten yaşamayı ve birey olmayı beceremeyenleri düşününce bir iki kez acı kahkahalara boğuldu.
Geçmişte işçi sınıfına göre daha derli toplu görünen, iyi giyimli kimselerin zekanın iktidarına ve güzelliği takdir gücüne sahip olduğunu sanmakla ne büyük aptallık etmişti. Kültürün giyimle atbaşı gittiğine, üniversite eğitimiyle derin bilginin aynı şeyler olduğuna inanarak nasıl da kendini kandırmıştı.
Karıncalar ve arılardan daha telaşlıyız. Halbuki bir karınca, bir arı yuva ve kovasından tecrit olabilseydi, zahmetlerinin manzarasını dışarıdan seyretseydi, gayretinde hala inat eder miydi?
İnsanların düşünceleri tutulamayacak, yakalanamayacak bir süratle hareket eder. Kimi olayları, bu olaylara karşı besledikleri duygu yoğunluklarını veyahut yoksunluklarını, kendileri bilmese de çok iyi anlayan ve yorumlayan bir beyinleri vardır. Ancak insanlar süslü söz dizeleriyle, bu beyinlerinden geçen hakiki yorumlara hiçbir suretle ulaşamayıp sadece o cümleleri yakalamaya çalışmakla geçirirler muhabbetlerini.
Peki ama hükümete karşı olanların cezasını yine hükümet kesiyor. Nasıl oluyor bu? Sen bana hakaret edeceksin, ben senin suratının orta yerine patlatacağım ve sen de bunun için beni yargılayacaksın, elbette suçlu bulacaksın beni, oysa önce sen hakaret etmiştin bana.