Yedi İklim dergisinin yayın yönetmeni Ali Haydar Haksal ise "tüm Tanzimat aydınlan mason" şeklindeki görüşünü bir akademik bildiri olarak sunuyor:
Tanzimat aydınlan, gençleri Avrupa'ya gitmeleriyle birlikte orada Fransız pozitivizmin etkisinde kalıyorlar. Fransa'ya giden [Tanzimat] aydınların tamamı mason; Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa... Hatta siyasiler; Mustafa Reşit Paşa, Mithat Paşa...
Türkiye'nin bütün sorunları sıralamak, can sıkıcı bir iş olabilir. Bu sorunlar arasında eğitim, çok önemli ve temel bir derttir. Türk aydınlan, kitlelerin cehaletinden büyük acı çekmektedir. Fakat, Türk aydını, halkının ayağına gitme yeteneğinden yoksundur. Çoğu, köylere gidip yaşamına ve kültürü ne başkalarını ortak etmeye razı olamaz. Eğitim görmüş Türkler, köy adını işitince, ürperirler. Seçkin Türk aydınları, bir misyoner gibi köylünün ayağına bilgi götürmek yeteneğinden yoksundur. Rahat evlerinde oturup köylüleri eğitmek gerektiği üzerine fetva veren aşın solcular bile, onların arasına karışmakta isteksizdir.
°•○● Bernard Stiegler haklı olarak Foucault'nun biyo-iktidar kavramı-nın zamanımıza uygun olmadığını dile getirir: "Foucault'nun ta-rihi ve coğrafi olarak, yani esas olarak Avrupa'ya ilişkin olarak gayet ikna edici bir şekilde tasvir etmiş olduğu biyo-iktidarın, bi-zim içinde bulunduğumuz dönemi belirleyen iktidarla aynı olma-dığı izlenimini taşıyorum." Stiegler'e göre biyo-iktidarın yerini "psiko-iktidarın psikolojik teknikleri" alır. Ancak Stiegler'in kastettiği, televizyon gibi bizleri dürtülerinin yönetimindeki tüketiciler derekesine düşüren ve kitlenin gerilemesine yol açan "telekratik" "program endüstrisi"dir. Bu psiko-tekniğin karşısına okuma-yazma tekniğini koyar. Stiegler'e göre yazı ortamı Aydınlan-ma anlamına gelir. Bu noktada Kant'a başvurur: "Sonuçta bizzat Kant okuma-yazma dispositivini erginliğin temeli olarak görür."
Onların (münafıkların) durumu (karanlık bir sahrada) bir ateş tutuştur (up aydınlan) mak isteyen kimse gibidir ki o (ateş yanıp da) çevresini aydınlatınca (faydalanmadılar), Allah da onların ışığını giderip kendilerini (yine) karanlıklar içinde, görmez (ve şaşkın) olarak bıraktı.
İşte cehâlet ve küfür karanlığında iken, Allah'tan bir meşale olan Kur'an gelince, o aydınlatıcı olmasına rağmen faydalanmadılar. Allah da onların basiretlerini bağladı. Böylece yine dünya ve âhiret karanlığı içinde kaldılar ve kalmaya da devam edecekler.