İnsan iki kez doğmalı. İlkinde onu anası babası dünyaya getirsinler, ikincisinde kendi kendisini yaratsın, dünyada bir yer edinsin' demek istedim ve,
'Sevgili ana babam, beni dünyaya getirmeniz benim ilk doğuşumdur. Daha kendimi yaratamamışım. Hâlâ sizin yarattığınız gibi, sizin istekleriniz doğrultusunda yaşıyorum. Çok sağ olun sevgili anam babam. Beni büyütüp, bu yaşa getirmişsiniz, okutmuşsunuz, korumuşsunuz... Giydirmişsiniz, beslemişsiniz, bana araba da almışsınız, her istediğimi de. Ama ben artık kendi yaşamımı yaratmalıyım.
Vazgeçtim.
Beni iten ellerin şefkatine artık muhtaç değilim.
Bir zamanlar içimi kanırtan ne varsa bir o kadar önemsiz görünüyor şimdi gözüme. Karşılıksız bıraktığın bütün duyguları, bütün iyi niyetleri, bütün çabaları rüzgâra bıraktım; nereye gittiklerinin bir önemi yok. Yarattığın uçurum kadar derin değil, öylesine bir tebessüm olarak kaldın yüzümde.
Değişiyorum.
Şimdi ne bir beklentim var kimseden ne de bir şeyler verme hevesim. Kırgın, kızgın ya da küskün değilim. Tüm kavgalarımla kendi kendime barış ilan ettiğim yerdeyim. Anlamsız kavgaların tarafı olmaktan vazgeçtim. Öylece bırakıp herkesi olduğu yerde, kendime giden yolun keyfini sürmekteyim.
Değişiyorum.
Kendi kıyıma çekildim, iyileşiyorum.
“Herkesin kendine mahsus bir hayatı vardır. Siz zannediyorsunuz ki, herkes, herkes gibi yaşayabilir. Halbuki ben mutlaka kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Zira bütün hazlarımda, zevklerimde, keder ve heyecanlarımda tamamıyle yalnız kalmak, tamamıyle benliğimi muhafaza etmek emelindeyim."