“Yani diğerleri bütün detayları görmelerine rağmen sen evden çıkmadan onların çözemediği düğümleri çözebildiğin! mi söylüyorsun?” dedim. “Aynen öyle. Bir çeşit Önsezim var.
İnsan, çok matah biri sayılmayacağının farkında bile olsa, hep kendini diğerlerinden farklı bir yere koyma eğiliminde ve ben kulunuz da aynen böyleyim.
Sayfa 106·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İSLÂM'A MUHATAP ANLAYIŞ VE MURAKABE
Allah Sevgilisi'nin duası, akılsız akılcı hikmet düşmanı mankafalara ne der: "Yarabbi, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!" Basar: Kalb gözü. Kalble hissetme. Görme duygusu. Gözün görmesi. İdrak. Fikir. İlm-i Kelâm'da "Allah'ın görme sıfatı"dır ki, kâinatta hiçbir şey O'nun görmesinden hariçte kalamaz... Basiret: Hakikati kalbiyle hissedip anlama. Kalbte eşyanın hakikatlerini bilen kuvvet, meleke, kabiliyet. Ferâset. İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet... İbtisar?.. • "İslâm'a muhatap anlayış" deyince, bunu anlamak çok mu zor?.. • İrfan: Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekâdan ileri gelen zihnî kemâl. İkrâr. Mücâzat... İkrâr: Kabul ve tasdik etmek. Açıktan söylemek. Hakkı itiraf etmek. Karar vermek. Mukarrer kılmak... Mücâzat: Cezâ. Suçlara karşı verilen karşılık. Karşılık... Mukarrer: Kararlaşmış, kıvamlanmış. Karar verilmiş. Anlatılmış. Bildirilmiş. Muhakkak ve doğruluğu kabul edilmiş... "Kültür Davamız" isimli eserim?.. Mücâz: İcâzet almış. Diplomalı. Uygun ve muvafık görülmüş. Kendisine icâzet verilmiş."Azat kabul etmez bir zaptolunmuşluk hissiyle ve bunu hayatının mânâsı bilen gençlik adına Üstadım'a" diye ithaf ettiğim eserime aldığım karşılık: "Bu kitap Cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin ilk ciddi fikir sesi ve ilk çileli nefs murakabesi eseridir." Batılı bir fikir adamı "murakabe" mevzuunda şöyle der: "İnsanda, murakabe hassasından daha yüksek ve daha derin ne var?" Bütün bunları döne dolaşa, "Ufuksuz ummanlarda düdük çalan bir gemi" hesabı hep ben mi anlatmalıyım?.. Hâlim bir "Yevmiye" mevzuu olarak aynen şu: **"... hâlinden bahsedelim... Ne kadar çok düşünüyorsun, ne kadar çok... Uykumda bile uyanıkmışım gibi net düşünüyorum. Birşey söylüyorum, karşılığını da ben veriyorum... Büyükler
Sayfa 363 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Mücerret Fikir
Helenistİk dönemin diğer büyük okulu Epikurosçuluk gibi Stoacı­lık da bilginin kaynağının deney olduğunu savunur. Modern ça­ğın ilk büyük deneyci filozofu J. Locke'un ünlü İnsan Zihni Üzerine Bir Deneme'sinde kullandığı 'üzerinde hiçbir yazı yazılmamış beyaz bir sayfa (tabula rasa) olarak zihin" benzetmesinin kaynağı Stoacılar­dır. Stoacıların duyu algılarının, kavramların ve aklın kaynağına iliş­kin görüşleri hakkında bilgi veren Aetius'un bu konuyla ilgili sözü ay­nen şöyledir: "Stoacılar bu konuda şunu derler: İnsan doğduğunda, ruhunun egemen kısmı [yani akıl veya zihin], üzerine yazı yazılması için iyi bir durumda bulunan beyaz bir kağıt sayfası gibidir. O, bütün fi­kirlerini bunun üzerine kaydeder"
Sayfa 241 - İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Aynen
İstanbul ne kadar güzel! Bizim gibi geçici gelenler bile içinden çıkmak istemiyor. "İnsan doğduğu, büyüdüğü yeri her yerden çok ister, beğenir" derler ama bunun aksini İstanbul bana hissettirdi.
Derler ya, hayat kaderin cilveleriyle doludur, oysa hayat dünyadaki en aptal şeylerden biridir, birisi bir gün hayata, Aynen devam et, durmadan ilerle, yoldan hiç ayrılma, demiş olmalıdır ve hayat o günden beri aptallaşmış, bize vermekle övündüğü derslerden hiçbir şey öğrenememiş, kendisine verilen emri körlemesine yerine getirmekten başka bir şey yapamamış, önüne çıkan her şeyi devirip geçmiş, geride bıraktığı zarara hiç aldırmamış, bizden bir kez olsun özür dilememiştir.
Sayfa 275·Kitabı okudu