“Orhan Veli’nin 36 yıllık ömrünün en büyük sevdası” Nahit Gelenbevi’ye yazdığı mektuplardan oluşan mükemmel bir kitap.
Kitabın önsözünde yazdığı gibi ‘Bir Sevdanın Belgesi’ niteliğindedir.
“Hiçbirine bağlanmadım
Ona bağlandığım kadar…” (s.17)
Mektuplar 1947 yılından başlayıp 1950 yılına kadar hatta Orhan Veli’nin vefatının son günlerine kadar sürmekte ki en son Nahit Hanım 12 Kasım 1950 tarihinde kendisine mektup yazıp cevabını alamamıştır. Nahit Hanım o mektubunda diyor ki:
“Yeni şiirlerin varsa gönder. Şiire de hasret kaldım. Meğerse ihtiyaçmış.”
O günden sonra Orhan Veli’nin içinde biriken bütün şiirlere de onunla beraber hasret kaldık.
“‘Hasretim canına tak etmeden bana mektup yazma.’ demiştin. Hasretim daha senden ayrıldığım gün başladı. Artarak devam ediyor.”
(s.148)
-Orhan Veli-
Anısına Saygı ve Rahmetle.
Orhan Veli KanıkYalnız Seni Arıyorum
Yazar bu kitabında filozofların önyargıları, özgür tin, dinsel varlık, erdemlerimiz, halklar ve vatanlar, ahlakın doğa tarihi üzerine düşüncelerini kaleme almış. Filozoflar ve doğa tarihinden bahsettiği bölümlerde ara ara Stoacıları yerse de genel itibariyle beğendiğim bir eser oldu diyebilirim:) Fakat bununla birlikte yazarın okuduğum eserleri arasında beni en çok zorlayan eserini de bu oldu. Kitabın inceliği sizi aldatmasın, sonra benim gibi bazı bölümleri heceleye heceleye okumak zorunda kalabilirsiniz:)) Öyle ki Sayfa 94’te okuduğum: “İnsan sevgisiyle bazen herhangi birisi kucaklanır (herkes birden kucaklanamayacağı için): işte tam da bu söylenemez herhangi bir insana.....” sözünü gün boyu düşündükten sonra kitabı fırlatıp attım. Evett ciddi anlamda bu yazar insana yapmayacağı şeyler yaptırıyor :D Yaklaşık 3 gün kadar ara verdikten sonra sakince tekrar açtım kitabın kapağını fakat aklıma takılan yerleri çözümlemeden ilerlemek kitabın devamında odaklanma problemi yaşamama sebep oldu. Sonuç olarak kafamda hâlâ çözümleyemediğim cümleleri var. Her okuduğumda farklı çıkarımlar yapıyorum. En sonunda dedim ki tamamm fazla abartmaya gerek yok :)
Nietzschenin gerçekten zor bir yazar olduğunu unuttuğum dönemde bu kitap bana tekrar hatırlattı. Sanırım uzun bir süre yazarın yeni kitabına geçmeyeceğim. Okuduğum kitaplarıyla meşgul olup kafamda bazı şeyleri netleştirmem gerekiyor.
Sizlere keyifli okumalar diliyorum.
Kitap Seneca’nın dostu Lucilius’a hitap ederek yazdığı 124 adet mektuptan oluşuyor.
Seneca, Stoa felsefesi ışığında insanlık sorunlarını, yaşamın değerini, bilgelik, erdem gibi konuları ahlak açısından değerlendirerek kaleme almış. Yer yer düşüncelerini Epikuros, Vergilius, Lucretius gibi etkilendiği yazarların sözleriyle de destekliyor. Yazılarında muazzam öğretiler bulunuyor ki bunları hayatınıza entegre ettiğiniz taktirde kitabı okumadan önceki benliğinizle şimdiki benliğiniz arasında uçurum olacaktır.
Yazarın bu mektuplarda Lucius’a seslenişi yıllarca halkta karşılık bulmuş hatta Spinoza, Marx, Montaigne, Shakespeare, Bacon gibi düşünürlerin eserlerini yazarken esinlendiği, yanlarından ayırmadıkları bir kitap olmuştur.
Kitaba dair tavsiye niteliğinde ise şunları söyleyebilirim:
Okumak için uzunca bir zaman ayrılmalı ve acele etmeden okunması gerektiğini düşünüyorum. Bazı günler sadece bir mektup okumanız bile yeterli olacaktır. Ayrıca benim felsefe okumalarımda sıkça yararlandığım marginalia tekniği ile okuduğunuz sayfanın kenarlarına o bölüme dair kişisel görüşlerinizi yazmanız okuduklarınızı daha iyi anlamanız açısından çokça faydalı olacaktır.
Mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir kitap. Okunma sayısının bu kadar düşük olması doğrusu beni çok şaşırttı. Okuyun arkadaşlar!! :D
Verdiğim puandan da anlaşılacağı üzere daha iyisini okuyana kadar en iyisinin bu kitap olduğunu düşünüyorum:)
Başlıkta belirttiğim gibi “Mutlu Azınlığa!” diyor Seneca.. Bu azınlığa dahil olmak artık sizin elinizde :)
Hepinize keyifli okumalar diliyorum.
Edebiyat dünyasında adını sıklıkla duyduğumuz büyük yazar William Shakespeare ‘ın İngiliz Sonesi biçimiyle yazdığı 154 adet şiirinin bulunduğu mükemmel bir eser.
Okuduğum kitaplarda adının sıklıkla geçmesi ve Friedrich Nietzsche ‘nin “-Hiç kimseyi okurken Shakespeare’de olduğu gibi paralanmaz yüreğim...” sözüne rastladıktan sonra yazarı okumaya karar verdim. Ve okuduğum her bir şiiri beni ziyadesiyle parçaladı diyebilirim :))
Bu şiirlerinde yazar, kendi iç dünyasını olduğu gibi kaleme almış. İngiliz şairi William Wordsworth’ de soneler için : "Bu anahtarla Shakespeare gönlünün kilidini açmıştır” diyor. Coşkun duygularla yazdığı şiirlerinde genel olarak aynı temalar üzerinde durmuş diyebilirim. Okudukça anlıyorsunuz, aynı duygular farklı kelimelerle gözünüzde canlanıyor. Fakat o kelimeler öyle ustaca seçilmiş ki etkilenmemek elde değil. Ayrıca çevirmenin de hakkını vermek gerekiyor. Yazarın anlatımını, şiirin kafiye düzenine bağlı kalarak dilimize aktarabilmek büyük ustalık ister. Nitekim bir çok dilde sonelerin tamamının çevrisinin bulunmaması Talat Halman tarafından dilimize çevrilmiş bu eserin değerini daha da bir arttırıyor.
Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Yazar bu kitabında ülkücülük ve yozlaşmışlığa karşıt görüşlerini, kendi dönüşüm süreçlerini, kitaplarının öykülerini anlatıyor. Ayrıca kendisi de Alman ırkından olmasına rağmen “Almanlar çekilmez şeylerdir benim için” diyerek neredeyse kitabın her bölümünde birçok eleştiride bulunuyor.
Sizler de benim gibi yazarı ilk kez okuyacaksanız bu kitabından başlamanızı öneririm. Eğer yazarın dilini beğenir de okumaya devam etmek isterseniz bu süreçte sizlerin başucu kitabı olacaktır.
Yazara ve kitabına dair yorumum ise şu şekilde:
Öncelikle Nietzsche’ nin kolay bir yazar olmadığını göze alarak bu yola girmek gerekiyor. Kitabı okurken bir bölümü üçüncü okumanın sonunda anladığımı düşünürsek oldukça zorlandığımı söylemek istiyorum :) -bu konuda sesli ve öğretici tarzda okumak bir nebze de olsa işimi kolaylaştırdı- Zaten kendisi de yazıları için: “Yazılarımın havasını soluyabilen, bunun bir yüksek yer havası, s e r t bir hava olduğunu bilir. O hava için yaratılmış olmalı insan, yoksa oldukça büyüktür üşütme tehlikesi.” (s.8) diyor.
Fakat sayfa 47 ‘de okuduğum bu söz: “Bana öyle geliyor ki, bir kimsenin kitaplarımdan birini eline alması, kendine verebileceği en yüksek pâyedir.” kitabı okuduğum süreçte benim için motivasyon kaynağı oldu. Bazı bölümleri defalarca okusam da sonucunda anladığım her bir cümleyle gurur duyarak ruhuma bir adım daha yaklaştığımı hissettim.
Nietzsche ‘nin “Bu soylu ve ince dünyaya girebilmek benzersiz bir seçkinliktir.” diye tabir ettiği ‘Felsefe Dünyası’ belli ki benim için uzun bir yolculuk olacak.. :)
Okumak isteyenlere de şimdiden keyifli okumalar diliyorum.