"Ama bana aşık olduğunuzu söylemiştiiniz"diyorum dudaklara. Söylemişlerdi çünkü. İnanmıştım da. Bu kutsal sebep uğruna razı gelmiştim tekmil günaha, cümle cezaya.
"Söylemesemiydik yani"diye çıkışıyorlar. "Bu işlerin tadı böyle çıkar,3 doz iltifat, iki ölçek nezaket, Bir dirhem letafet, heyecanı kamçılar.
Koskoca şehirde yarım düzine kadar basma deseni vardı. Siyah beyaz ekose desenli kıyafetler giymiş kadınlar yine siyah
beyaz ekoselilerin yanından geçiyor, kırmızı puanlı beyaz basmalılar, yeşil puanlı beyaz basmalılarla buluşuyor, gri elbisesinde mavi halka desenleri olan kadınlar aynı halka desenlerini taşıyan kahverengi veya taba rengi elbiseli kadınlarla konuşuyordu. Bu kadın kalabalığı devasa bir düşkünlerevinin asık suratlı, kasvetli, huzursuz sakinlerini andırıyordu; tek tip kıyafetler yüzünden hayat sevinçlerini yitiriyorlardı âdeta.
Başınıza bir taş düşsün, işte buna dert denir! Ama ayıp, rezalet, namussuzluk, hakaret, ancak zarar vermesini isteyenlere zarar verir. Bir dert, onu duymayana bir dert değildir. Herkes sana ıslık çalıyor; sen kendini alkışladıktan sonra sana ne? İşte, insanın kendini alkışlamasına sebep, yalnız deliliktir.