"Tu si l'azzurro dò mare sı duci e si amar," dedim ona. Deniz gibisin, tatlı ve tuzlu. "Bir denizci fırtına var diye denizi terk etmez ve okyanusun ruh halini kıskanmaz. Senden vazgeçmeye hiç niyetim yok, Elena. Senin her parçan benim gözümde çok değerli ve büyüleyici. Eğer bu sona ererse, bunun nedeni senin bunu bitirmeyi seçmen ve benim seni geri kazanmak için savaşmama izin vermemem olacak."
“Bak, Esed bak…Bugün kızımın düğünüdür… Ben kızıma kefen değil… Gelinlik giydireceğim… Bak…”
Azze’nin cansız bedeninin etrafında annesi zılgıtlar çalarak, halay çekerek dönüyor, kızının kurtuluşunu ibret olsun diye duyuruyordu. “
Azzem’i mezartaşına gelin derim,Esed… O adama gelin etmem…”
Abdullah ibni Abbâs radıyallahu anh anlatıyor:
“Sana haksızlık etmesinden korktuğun heybetli bir yöneticiye rastladığın zaman üç defa şöyle dua et:
‘Allâhuekber, Allâhuekber, Allâhu ea’zzü min halkıhi cemîan, Allâhu
ea’zzü mimmâ ehâfu ve ahzeru. Eûzü billâhillezî lâ ilâhe illâ hüve’l-mümsikü’s-semâvâti’s-seb’a en yeka’ne ale’l-ardi illâ bi iznihî, min şerri abdike fülanin ve cünûdihî ve etbâihî ve eşyâihî mine’l-cinni ve’l-insi.
Allâhümme kün lî câren min şerrihim celle senâüke ve azze cârüke ve tebârekesmüke ve lâ ilâhe gayruke.’
(Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah bütün yarattıklarından daha güçlüdür. Allah benim korktuğum ve çekindiğim şeylerden daha güçlüdür.
Yedi kat gökleri yeryüzünün üzerinde kendi izniyle ayakta tutan, senin filanca kulunun şerrinden, on?n cin ve insanlar?an mey?ana gelen askerlerinin, bağlılarının ve tara?tarlarının şerrin?en, ken?isin?en başka hiçbir ilâh olmayan Allah’a sığınırım.
Allah’ım! Onların şerrinden beni himayen altına al. Ancak senin övdüğün yüksektir. Senin koruman güçlüdür. Senin ismin çok mübarektir. Senden başka hiçbir ilâh yoktur.)
Sa’d b. Ebû Vakkâs (ra) anlatıyor:
Bir gün Medine’ye gitmek üzere Resûlullah (sav) ile beraber Mekke’den çıktık. Azverâ denilen yere yaklaştığımızda Resûlullah (sav) bineğinden indi, ellerini kaldırıp bir müddet Allah’a dua etti. Sonra secdeye kapandı ve uzun bir süre secdede kaldı. Sonra kalktı, yine elini kaldırıp bir süre daha dua etti. Sonra yine secdeye kapandı, bunu üç defa tekrarladı ve şöyle dedi: “Ben Allah’a dua edip ümmetim için şefaat diledim. Ümmetimin üçte birini bana bağışladı. Bundan dolayı Rabbime şükretmek için secdeye kapandım. Sonra tekrar başımı kaldırıp yine dua ettim ve Allah’tan ümmetimi bağışlamasını istedim. İkinci defa ümmetimin üçte birini daha bağışladı. Allah’a şükretmek için secdeye kapandım. Bilahare secdeden başımı kaldırıp Rabbimden, ümmetime şefaat diledim. (Allah Teâlâ) ümmetin kalan üçte birini de bana bağışladı. Ben de Rabbime şükretmek için (tekrar) secdeye kapandım.” (D2775 Ebû Dâvûd, Cihâd, 162)
Vidi Hassan che camminava lentamente verso di me.
Aveva in mano l'aquilone azzurro. Non posso mentire, oggi, e tacere che la prima cosa che feci fu verificare con lo sguardo se ci fossero strappi nella carta. Il chapan di Hassan era macchiato di fango e la camicia era strappata sotto il col-letto. Si fermò. Barcollava come se stesse per cadere. Poi ritrovò l'equilibrio e mi consegnò l'aquilone.
"Dove ti sei cacciato? Ti ho cercato dappertutto" dissi. Hassan si passò una manica sulla faccia, asciugandosi muco e lacrime. Aspettavo che mi dicesse qualcosa, ma lui rimase in silenzio.