“Yüreği iyilik dolu, çocuğunun ona verdiği umutlarla gurur duyan bir baba, onun olağanüstü yazgıları yaşamak için dünyaya geldiğini düşünür, oysa çocuk büyür ve öteki insanlar gibi bir insan olup çıkar"
Bugün şu bölgelerde savaşarak kanlarını toprağa akıtanlar , evet, Ortadoğuludur; lakin birbirine karşı kullandıkları silahların ve mermilerin hiçbiri Ortadoğu’da üretilmemiştir. O halde sormak lazımdır, bu savaşı çıkaranlar ve yönetenler gerçekten böyle insanı mıdır yoksa Avrupa’nın her ülkesinden buralara gizli emellerle yollanmış ayrılıkçılar, tetikçiler yahut onlara gizli yollardan silah temin edenler, silah satanlar, bunun için gizli yardımlarda bulunanlar mıdır ? Asıl katil siyahı kullanan mıdır , silahı imal edip eline tutuşturan mı ? Hz. İbrahim’in barış için mücadele ettiği şu topraklarda şimdi onun torunları birbirini kırıyor. Coğrafyanın kaderi sanki. Yüce Baba ayak izlerini burada bıraktığı zaman savaşın iki cephesi vardı; inananlarla inanmayanlar. Şimdiki savaşın tek cephesi var. Müslümanlar. Oysa gölgede can verenlerle can alanlar kadar , uzaktan onları yönetenler de İbrahim’in çocukları. Yazık şu insanlığın haline !
Ne zaman anne olacağı, hatta olup olamayacağı bile belli değildi. Eskiden aklına kendini anne olarak hayal etmek dahi gelmezdi. Büyük sorumluluk, büyük dertti çocuk. Hayatının kalanını onun hizmetine sunmak demekti.
Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?