Uzun zaman önce, Xu ailesinin ataları sadece bir tavuk beslerdi. O tavuk büyüyünce kaz oldu, kaz kuzuya döndü ve o kuzu öküz oldu. Ailemiz böyle zenginleşti." Babamın sesi fısıltıya dönmüştü. Birkaç dakika sustu ve sonra tekrar devam etti: "Sıra bana geldiğinde, Xu ailesinin öküzü kuzuya döndü, sonra kuzu eridi kaza döndü. Sıra sana geldiğinde, kaz tavuğa döndü ve şimdi bir tavuğumuz bile yok." Babam cümlesini bitirdiğinde kahkaha atmaya başladı. Kahkahaları gözyaşlarına dönene kadar güldü. İki parmağını kaldırdı ve bana doğru uzattı. "Xu ailesinden iki tane mirasyedi çıktı,” dedi.
Ali ve Murathan gibi şimdi de Timur ve Yusuf Ali
Kıkırtım tatlı ve kendinden emindi. "Ne o, Maviş? Hani hep severdin be-" Cümlemin devamını yutmama neden olan şey aniden kapının açılması ve babamın karşımızda belirmesiydi. Yusuf Ali saniyeler içinde titreyerek kavradığı belimi bırakmış, ellerini önünde bağlayarak hazır ola geçmişti. Asker çocuğuydu en nihayetinde, hem de Albay Murathan Karakurt'un oğluydu. Askeri disiplini oldukça fazlaydı. Yarbay babam karşısında eli ayağı titredi ama belli etmedi. "Getirdim, Timur amca, dedi ciddiyetle. "Kendisi dersten çıktıktan sonra yine kitaplarını sınıfta unutmuş, bir de tabii telefonu her zamanki gibi sessizdeymiş. Size demiştim, endişelenecek bir şey yok." Saygıyla gerileyip beni äne doğru taktim etti. "Buyur, kızın." Yıllar Yarbay Timur Tönge'den çok şey eksiltmemişti. Kısa kesim saçlarına düşen aklar ve daha da keskinleşen yüz hatları dışında boyu ve endamı yerli yerindeydi. Lakin yaşlanmış ve garip bir şekilde yaş aldıkça benim gözümde tatlılaşımıştı. Ters bakışları bana döndü. Kolumdan kavrayıp, sessizce içeri çekerken Yusuf Ali'ye daimi huysuz ifadesiyle bakıyordu. "İyi," dedi. "Şimdi gidebilirsin." Yusuf Ali saygıyla eğilerek, gitmek için gerilediğinde ileri uzanıp elinden kavrayan bendim. "Yarın sabah kahvaltı yapalım," dedim babama rağmen. "Beni evden alırsın, tamam mı?" "Güneş!" dedi babamın uyarı dolu sesi. "Timur!" diye arkadan bağıran annemdi. "Çocukları biraz rahat bırakır mısın? Buraya gel, yardımına ihtiyacım var. Boyum üst raflara yetişmiyor." Timur Tönge ya sabır çekerek dönmüş ama beni de kendisiyle beraber eve çekmeyi ihmal etmemişti. Çaresizce evin içine çekilirken Yusuf Ali'ye el sallamış hatta gizli bir öpücük göndermiştim. Elleri önünde bağlı bir şekilde adımları uzaklaşırken, dişlerini dudağına geçirerek gülmüştü. Tam o da bana öpücük atmak
Reklam
Yusuf Ali, "Timur amcam aradı," dediğinde sesindeki korkunun farkındaydım. "Güneş seninle mi, dedi. Altıma sıçmak üzereydim. O telefonun umarım sessizde değildir. Adam kırk kere aramış. Şu an her an buraya geliyor olabilir." Babamdan deli gibi korkuyordu. Garip bir ilişkilerinin olduğunu asla inkâr edemeyecektim. Babam her bayramda ona sıkıca sarılır, saçlarından öperdi ama arada ensesine şamarı indirip kıçına tekme attığı anlara şahit olmuyor değildim. Murathan amcam oğlunu korumak için derin bir mücadele veriyordu. Lise sona gittiğimiz yıl sevgili olduğumuzu öğrendiği an ise korkunçtu. Murathan amcaların evinin kapısına dayanmış, o oğlunu bana ver, diye olay çıkarmıştı. Gökçen teyzem oğlunu kurtarmak adına odaya saklarken annemle benim de babamı dizginlememiz bir hayli uzun ve meşakkatli olmuştu. Benimle küslüğü ise sadece bir hafta sürmüştü. Daha fazla dayanamayıp, kolunun altına sığınarak barışalım diye ağlayan bendim. Dayanamazdı Güneş kızına, biliyordum. Bir şekilde Yusuf Ali'yi de kabullenmek zorunda kalmıştı ama hala tekmeliyor, oradan oraya savurup ters ters bakmayı ihmal etmiyordu. Kendine, babamın her sözünü yerine getirmeyi misyon ve vizyon edinen Yusuf Ali, "Seni hemen eve götürmem lazım," dedi. "Yoksa götüme kırk kazık sokacak gibi hissediyorum." Haklıydı. İtiraz etmeden beni çekiştirmesine izin verdim.
"Gece uyumadan önce sarılır, 'iyi geceler, kızım' der, öperdi. Babam hayatta olsaydı eve geç geldiğimde beni merak ederdi. Ödevlerime de yardım ederdi. Babam gerçekten hayatta olsaydı, bunların hepsi olurdu... Ama o hayatta, sadece benim hayatımda değil. Hiç olmadı. Var ama yok."
Sayfa 132 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
İnsanın en büyük imtihanı sevdikleridir, derdi babam İnsan sevdikleri için ölümü de göze alırdı, öldürmeyi de. Bense sevdiklerimi öldürmeyi göze almıştım.
Sayfa 25
"Babam güzelliğin hep yüzeyde kaldığını ama çirkinliğin en derinlere kadar işlediğini söyler."
Reklam
Reklam