Yoktu. Hiçbir şeyi, sahibi, kimsesi yoktu. Allah belasını versin. Anası, babası, kardeşleri eller olmuştu. Önüne gelen sümsüklemiş, önüne gelen elinden, hatta ağzından lokmasını kapmış, kapamayınca da patlatmışlardı suratına tokadı, yumruğu. Her tokat, her yumruk, zamanı gelince atacağı tokatlarla yumrukları haklı çıkarmak için mükemmel bir bahane olmuştu.
- Kabadayı..Kara Kemal kısacık güldü.Ne demek kabadayı? Kendini kendisiyle savunamadığından kabalığa sığınıyor demek..Kabalık..
Türkçesi hayvanlık..
İktidarda olan yıpranır.Eskisiyle idareye çabalayım dedin mi,haksızlığı,kanunsuzluğu,hırsızlığı,devlet,hükümet nüfusunu kötüye kullanmayı katiyen önleyemezsin.Yıpranırsın.Muhalifler ne kadar kaltaban olsa,bakarsin ki adım adım iktidara yaklaşıyorlar.
O zaman bir bahane uydurup baskıya girişiceksin.
Uydurmuyorum,kendimizden biliyorum.
CHP hükümetinin son aylarını, “fiili bir iç savaş ortamı” olarak nitelendirenler fazla abartma yapmış sayılmamalıdır. Yıl sonuna doğru ara seçimlerdeki yenilgiyi bahane eden Ecevit istifa ederek hükümeti siyasi rakibi Demirel’e devretmiş oldu. Demirel, yeni bir istikrar programı hazırlama görevini, başbakanlık müsteşarlığına getirdiği Turgut Özal’a verdi. MESS ve Sabancı Holding’in yöneticisi olarak yerli sermaye çevrelerinin ve Dünya Bankası bağlantılarıyla beynelmilel sermayenin güvenini kazanmış özellikleriyle T. Özal, bu tarihten başlayarak 1980’li yıllar boyunca iktisat politikalarının belirlenmesinde baş rolü (başbakanlık müsteşarı, başbakan yardımcısı, ANAP genel başkanı ve başbakan olarak) oynayacak kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. 1979 yılının son günlerinde başbakan Demirel’e sunduğu “hizmete özel” bir raporda Özal, “24 Ocak kararları” diye anılacak istikrar programının esaslarını ve gerekçelerini ortaya koymakta ve savunmaktaydı. Bu raporun en ilginç savlarından biri, Türkiye’nin bu derecede “yüksek” ücretlerle ihracat yapamayacağı; dolayısıyla ayakta duramayayıp batacağı görüşüydü ve bu nedenle ücretleri disiplin altına alacak yöntemler muhakkak bulunmalıydı.