10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 239. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 21:10
Sağır kadınlar denize karşı konuştular. Köşebaşlarında bakışlar kaldı. Adamlar kaçıştı heryerlerden. Av bitti. Ormanı boşalttılar. Gelip dinlendiler. Uzun parklarda _tükenmemiş geyik yoktu bugünlük.
Şiir
Dünyanın En Güzel ArabistanıTurgut Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 20161,804 okunma
9/10
·200 syf.·
Beğendi
·
2026 79. kitabı
Yazarın daha önce yazdığı muhteşem İlkbahar kitabının, devamı niteliğinde ama günümüzle de ilgili kurmuş olduğu bağlamlar açısından okunması gereken bir kitap. Hz Peygambere farklı, takdire şayan derin analiz ve bakışlar. İlk eser gibi tutulması dileğiyle.
Risalet ve StratejiWadah Khanfar · Vadi Yayınları · 202623 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Başkasının Bakışından Özgürlüğe
Puan vermedi·280 syf.··
2026 79. kitabı
“Ben, benden başkası değilim, bu doğru.” (s. 251) Kitaba başlarken karşıma çıkacak temel meselenin yalnızca ırkçılık olacağını düşünmüştüm. Kitaba dair inceleme yazma kararını verme sebebim ırkçılık ya da özgürlük meselesi olmadı. Bunlar elbette başka metinlerde de karşımıza çıkan, üzerine çokça düşünülen konular. Bu kitapta benim asıl ilgimi çeken yer, benliğin nerede ve nasıl kurulduğu sorusuna etkili bir örnek sunmasıydı. İnsanın kendisini yalnızca kendi içinden değil dışarıdaki gözün, bakışın ve başkalarının onu görme biçimlerinin içinden de kurması… Frantz Fanon'un bu kitabını okurken en çok bu konuya odaklandığımı fark ettim. Kitap ırkçılığın ne olduğuna dair ayrıntılar sunarken insanın başkasının bakışı altında nasıl değiştiğini de nitelikli bir biçimde gösterebiliyor. İnsan kendini yalnızca kendi gözleriyle görebilir mi yoksa başkalarının ona yönelttiği bakışlar da bu noktada belirleyici mi olur? Fanon'un anlatısına bakınca siyah insan dünyaya yalnızca bir insan olarak çıkamıyor. Daha baştan bir bakışla, bir adlandırmayla, bir yükle karşı karşıya kalıyor. Siyah insan sadece dışarıdan gelen bir ayrımcılıkla karşılaşmıyor. Bundan daha fazlası onun yaşadığı. Henüz kendini kuramamışken başkalarının onun hakkında kurduğu bir imgenin içine doğuyor. Önce kendi olup daha sonra yargılanmıyor. Daha kendisini bile tam olarak tanımamışken başkalarının gözünde belirlenmiş bir kimlikle karşı karşıya kalıyor. Fanon bu noktada Georg Wilhelm Friedrich Hegel’e başvuruyor haliyle: “Öz-bilinç kendinde ve kendi-için olmaktır; bunun içindir ki öz-bilinç ya da kendi-bilincinde-olmak, başka bir öz-bilinç için kendinde ve kendisi için olmak demektir aynı zamanda. Bu da öz-bilincin ancak tanınmak ve bilinmekle gerçekleşebileceği anlamına gelir.” (s. 257) İnsan var olmak isterken hem de birileri tarafından
Felsefe
Siyah Deri Beyaz MaskelerFrantz Fanon · Encore Yayınları · 2016690 okunma
Puan vermedi·48 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 00:00
Kayıtsız Adam aslında büyük anlatı evreninin küçük ama çok tanıdık bir parçası gibi duruyor. Marcel Proust okurken insanın aklına doğrudan büyük romanı geliyor çünkü burada da mesele olay değil, insanın içindeki algı ve değişim. Öykünün merkezinde bir kadının, aslında daha önce çok da önemsemediği birine karşı bir anda değişen ilgisi var. Ama bu değişim bir “aşk hikâyesi” gibi değil, daha çok insanın kendini ve karşısındakini nasıl yeniden kurduğuyla ilgili. En çok dikkat çeken şey, sevmenin bir anda oluşması değil; insanın kendi zihninde bir şeyi geç fark edip sonra ona tutunması. Bu yüzden metinde aşk bile net bir duygu değil, zamanla şekil değiştiren bir algı gibi ilerliyor. Özellikle kadın karakter üzerinden anlatılan bakış, insanın değer algısının nasıl değişken olduğunu gösteriyor. Birine karşı kayıtsızlık sanılan şey bile aslında bambaşka bir yerden okunuyor. Metnin en güçlü tarafı ise küçük detayların bile anlam taşıması. Çiçekler, bakışlar, sessizlikler… hepsi bir duygunun dışa vurumu gibi duruyor. “Tek bir mücevher takmamıştı, sarı tülden bluzu cattleyalarla kaplıydı, karanlık bir kuleden sarkan cansız ışık süslemeleri misali siyah saçlarına da birkaç cattleya (katleya: parlak renkli, gösterişli çiçekleri olan bir orkide cinsi) takmıştı.” Burada sadece bir sahne değil, aynı zamanda bir hissin atmosferi kuruluyor. Proust’un yaptığı şey de zaten tam olarak bu: olayı anlatmak yerine hissi görünür hale getirmek. Aynı şekilde çiçekler üzerinden kurduğu bağ da çok belirgin: **__“Gerçekten de çiçekleri seviyordu, en basit tabirle ne kadar güzel olduklarını ve kendisini be kadar güzelleştirdiklerini biliyordu. Onların güzelliklerini, neşelerini, hüzünlerini de seviyordu, ama sadece dışarıdan, güzelliklerinin bir hali olarak. Tazeliklerini yitirdiklerinde onları
İnceleme
Kayıtsız AdamMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 2024457 okunma
8/10
·150 syf.··
2026 20. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 12:44
​"Kötü şeyleri görmezden geliyordu. Aslında tam olarak öyle de değil... Bizim başımıza kötü şeyler geldiğinde etkileniyordu. Canımız acıdığında, mutsuz olduğumuzda ya da hayatta bazı şeyler ters gittiğinde, bunları fark ediyor ve önemsiyordu. Ama kendi başına gelen kötü şeyleri -kaba sözler, ters bakışlar- hiç kafaya takmıyordu." ​Yıldız Kız, Mica Lisesi'ne gelişiyle tüm düzeni değiştiren sıradışı, neşeli ve gizemli bir genç kızın hikâyesini anlatıyor. ​Renkli kıyafetler giyen, ukulele çalan ve evcil faresiyle gezen bu kıza âşık olan Leo, okul halkının zamanla Yıldız Kız'ın farklılıklarını tuhaf bulup onu dışlamasına şahit olur. ​Birlikte oldukları öğrenildiği andan itibaren Yıldız Kız gibi kendisinin de yok sayılmaya başladığını fark eden Leo, sevdiği kız ile arkadaşları arasında bir seçim yapmak istemez. Bu nedenle, toplum baskısı yüzünden sevgilisinden "normal" biri gibi davranmasını ister. Bu noktadan itibaren hikâye, bireysel kalabilmek ile topluma uyum sağlama çatışmasını duygusal bir dille işlemeye başlar. ​Kitaba bayıldım. Yıldız Kız'ın hikâyesi öyle tatlı ki... Dışlanmasına rağmen insanları düşünmeye ve onlar için bir şeyler yapmaya devam ediyor. Her şeye rağmen pozitif biri. Mesela gerçek adı yerine dönem dönem farklı isimler kullanıyor. Bu çok ilginç ama güzel bir fikir bence. Bunu da şöyle açıklıyor: ​“Artık bana uymadığını hissettiğim ismi değiştiriyorum. Ben adımdan ibaret değilim. Adım benim giydiğim bir şey, gömlek gibi. Yıpranıp eskidiğinde değiştiriyorum.” ​Tatlı bir hikâyeydi. Birini olduğu gibi sevmek ile başkalarının da sevmesi için değişmesini istemek arasındaki o büyük farkı da görüyoruz. Belki Yıldız Kız, Leo'nun isteğini kabul ederek gerçek ismi olan Susan ve "normal", sıradan bir kız olmayı deniyor ama Leo... ​Yıllar geçtikten ve her
Yıldız KızJerry Spinelli · Epsilon Yayınları · 201490 okunma
8/10
·352 syf.··
2026 173. kitabı
Kan Davası #okudumbitti Reşat Nuri Güntekin ne yazdıysa merakla okurum dediğim bir yazar ve her kitabında aynı şeyi yeniden düşünüyorum: Bu kadar sade yazıp bu kadar derine dokunmak gerçekten büyük ustalık. Kan Davası da bunu bir kez daha hissettiren, hem iç burkan hem düşündüren hem de insanın içine usul usul işleyen bir roman oldu. Kitabın merkezinde idealist öğretmen Ömer var. Savaş yıllarından çıkmış, hayatın sert tarafını görmüş ama içindeki insan sevgisini ve özellikle çocuklara duyduğu şefkati kaybetmemiş bir karakter. Onun yolu, yıllardır birbirine düşman olan iki köyün arasına düşünce hikâye sadece bir kan davasını değil; cehaleti, toplumsal baskıyı, gururu, korkuyu ve insanların birbirine miras bıraktığı öfkeyi anlatmaya başlıyor. Reşat Nuri’nin en sevdiğim tarafı, insanı hiçbir zaman tek bir renkle anlatmaması. Bu kitapta da herkesin içinde biraz haklılık, biraz çaresizlik, biraz da yanılgı var. Kan davasını sürdüren insanların çoğu belki neyin peşinde olduklarını bile tam bilmiyor; ama köyün bakışı, törenin ağırlığı, “el âlem ne der” korkusu onları aynı karanlık döngünün içinde tutuyor. İşte bu yüzden roman yalnızca geçmişe ait bir hikâye gibi değil, bugün hâlâ karşılığı olan bir toplumsal yara gibi okunuyor.. Ömer’in çocuklar için verdiği mücadele ise kitabın en dokunaklı taraflarından biriydi. Onun gözünde çocuklar, bu kısır döngünün kırılabileceği en temiz yer. Eğitimin, sevginin ve sabrın insanı değiştirebileceğine inanması; bütün zorluklara rağmen vazgeçmemesi beni çok etkiledi. Özellikle bazı sahnelerde insanın içi hem burkuluyor hem de umutla doluyor. Anadolu köy yaşamı, yoksulluk, yalnızlık, dostluk, insan ilişkileri ve adalet duygusu öyle doğal bir şekilde işlenmiş ki okurken hiçbir şey yapay durmuyor. Reşat Nuri’nin gözlem gücü yine kendini
Kan DavasıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2009857 okunma