B Harfi Derleme
babafingo: 1. yelkenli gemilerde direklerin üstünde bulunan en yüksek bölüm 2. erkeklik organı babaköş: yılana benzer, solucanla beslenen kertenkele babalı (II): zaman zaman sinir nöbeti geçiren babatorik: erkeklik organı babayani: gösterişi ve özentisi olmayan, olgun baba yerlilik: yeni evli çiftin erkeğin silesinin yanında yaşamasına dayanan evlilik düzeni babıldamak: bebeğin konuşma öncesi dönemde basit heceleri tekrar etmesi babilhane: genelev bacakkalemi: kaval kemiği bacakkıran: yeşilimsi sarı çiçekli bir bitki baç: gümrük vergisi, haraç bad: rüzgâr badal: 1. merdiven 2. kardan veya çamurdan oluşan çukur badas: harman döküntüsü badeharabilbasra: iş işten geçtikten sonra badehu: ondan sonra badelmilat: milattan sonra badema: bundan böyle baderna: halatın aşınabilecek yerine sarılan bez badıç: baklamsı meyve badısaba: serin ve tatlı esen bahar rüzgarı badi: ördek badik: 1. ördek 2. palaz 3. kısa boylu badiye: çöl badya: ağzı geniş su kabı baget: 1. bateri çubuğu 2. tıraşlanmış değerli taş 3. uzun ince ekmek 4. tavukta butla paça arası etli bölüm 5. çorap lastiği bağan: düşük (ölü doğum) bağda: ayağa vurulan ipten yapılan köstek bağdadi: ağaç direklerin üstüne çakılmış çıtalara sıva vurularak yapılan duvar bağıldak: 1. beşikteki çocuğun düşmemesi için bağlanan bağ 2. kadınların âdet dönemi bağladıkları bez
Sayfa 662 - Bu sözcükler kendimce az bildiğim, hiç bilmediğim veyahut karıştırdığım sözcüklerdir. Tam tanımlamaya üşendiğim için kendi zihnime oturttuğum şekilde tanımladım.
"(...) onları gözünde büyüterek, bilmem hangi gizli dinin esrarlı yasakları gibi gören, içlemlerini ve niteliklerini değiştiren benim. Budalalığımdan mi? Balki. Belki beceriksizliğimden, belki ne yana döneceğimi kestiremediğimden. Yanlış anladığımdan da olabilir bak, asıl bundan olabilir hatta: Hayatımın en az on yılını, bütün gençliğimi yani, bir yanlış anlamaya harcamak!.."
Sayfa 326·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kabul etmemiz gerekiyor ki, uygarlığa geçiş olgusu,kendinden önceki dönemlerde de bu geçiş için yaşaması gerekli uygun koşulların yan yana gelmiş ve birbirine tamamlanmış olmalarının bir ürünüdür. Bunun böyle oluşu, bugün güvence ve esenlik sağlayıcı bir çok olanaklarla dolu yaşamımızı barbar atalarımız, hatta daha da uzak geçmişteki yabanıl atalarımız gösterdikleri sayısız çabalara, çektikleri nice acılara, yiğitçe göğüs gerdikleri binbir güçlüğe borçlu olduğumuzu unutmamamız gerektiriyor. Onların bu emeklerinin, çabalarının, ve başarılarının bir yabanıldan, bir barbarın, bir barbardan ise uygarlaşmış bir insanın gelişmesini ve oluşmasını amaçlamış bir Yüce Aklın tasarısının bir parçası sayılması gerekiyor.
Yabancılar, kendileri için tanınmayı, anlaşılmayı hak eden "kişiler değil, ''biz"im kendimizi tanımamız ve ya adetlerimizin, uygulamalarımızın, inançlarımızın, kurumlarımızın vb. ne denli iyi, doğru, haklı, ileri, "insani" vb. ya da bencil, bireyci, yıkıcı vb. olduğunu ölçmemiz için yüzümüze tutulan aynalardır
Sofist Protagoras (yakl. İÖ 481-411), insan davranışının tanrılar değil, yaşam koşullarının etkisi altında, dolayısıyla da davranışın kültürel bir konvansiyon olduğunu ileri sürerken kültürel göreciliğin tohumlarını atmakta olduğunun bilincinde değildi kuşkusuz. Ancak bu tutumu, başka bazı Sofistlerin "ahlaksal göreciliğe" yönelmesine zemin oluşturacaktı: erdem mutlak değildi ve bilgi, iktidarın doğru olduğunu söylediği şeylerden ibaretti.
Sayfa 15 - Dipnot yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Antropoloji-Etnoloji
— Demek annen seni daha çok severdi? — Ben onu üzmezdim ki, bakın buraya bile o istemediği için bir süre gelmedim. — Sen anneni üzmüyorsun, bu doğru. Ama hiç farklı bir şeyler yapmak istediğin olmadı mı? — Negibi? — Bilmem, bir arkadaşınla dışan çıkmak filan gibi. — Benim pek arkadaşım yoktur, insanlar beni sevmiyor galiba. Zaten onlarla ne konuşacağımı bile bilmiyorum. Aklıma söyleye­ cek hiçbir şey gelmiyor. Ayrıca kıskanıyorlar beni. Ablamı kıskan- mazlardı, onun kıskanılacak bir şeyi de yoktu zaten. Kendini balkon­ dan attığı gün çok ağladı. Ben kapısına gittim, "Sus artık bağırma se­ nin yüzünden ders çalışamıyorum," dedim. "Defol ölü," diye bağır­ dı bana. — Sonra ne oldu? — "Kapıyı kıracağım," diyordu. Odada ne kadar eşya varsa fır­ lattı kapıya. — Annen ne yapıyordu? — Elinde oklavayla kapının önünde bekliyordu. Ablam, "Açmaz­ sanız atarım kendimi," dedi. Ben o zaman annemin gözüne baktım, ama oklavayı bana doğru kaldırınca korkup odama kaçtım. Sonra uzun bir sessizlik oldu. Ben odamda, "İnşallah ablamın öfkesi geç­ miştir," diye dua ediyordum. Sonra aşağıdaki komşu kapıyı çaldı. "Kızınız kendini aşağı attı, siz uyuyor musunuz?" diye bağırıyordu. Ben sekiz kat merdivenikoşarak indim. Ablam kaldırımda yatıyordu, henüz ölmemişti. Herkes bağırıyordu. Kapıcı, yoldan geçenler, ma­ hallenin çocukları. Ablamın etrafına toplanmışlardı, hepsi ona balkı­ yordu. Ağzının kenarında kan vardı, gözleri açıktı, bana bakıyordu sanki. "Ben ölü değilim, bak koşarak geldim, salon sen de ölme," dedim. O sırada babam çarşıdan geliyordu. O kalabalığın arasında beni görün­ ce çok şaşırdı ve kötü bir şeyler olduğunu anladı. Yerde yatan ablamı görünce bağırmaya başladı. O zaman ablam ölmüştü zaten. Sanki gü­ lüyor gibiydi yüzü. O gülümseme gözümün önünden yıllarca gitmedi. Keşke ben de