Daha otuz beşimize basmadan her şeyin bittiğini, işin tamam olduğunu; aşkın,arzunun ümit ve ihtirasın artık bir daha uyanmamak üzere sönüp gittiğini kendi kendimize itiraf etmek; kendi kendimize,bütün mutluluk ve başarı kapılarının kapandığını söylemek ve gelip burada bir ağaç gibi kurumaya mahkum olmak...
Bugün ne olduğum, bugün nerede olduğum -artık sözcüklerle değil, yıldırımlarla konuştuğum bir yükseklikte- ah o zamanlar henüz ne kadar da uzaktım bundan! -Ama gördüm karayı; yol, deniz, tehlike hakkında bir an bile kandırmadım kendimi- ve başarı! Vaatteki büyük huzur, mutluluk içinde dışarıya, sadece bir vaat olarak kalmaması gereken geleceğe bir bakış!
Sayfa 61 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Gece yarısı treni | Matt Haig
Gece yarısı trenine geçmeden önce birazcık Matt Haig’in en ünlü romanı Gece Yarısı Kütüphanesi’nden bahsetmek istiyorum çünkü hepimiz Matt Haig’i bu kitapla tanıdık. Gece yarısı kütüphanesi deneyimlemediğimiz hayatları yaşamak için bize şanslar sunan bir noktadaydı. Ne ölüydü ne de diri Nora, hayatında yapamadığı şeyleri yapmak için ona şanslar verildi. Ve tabii ki hiçbirinde mutluluğu bulamadı çünkü mutluluk gerçekten içimizde, bizimle olan bir şey. Ben bu kitabı okuduktan sonra hayatımdan “keşke” kelimesini çıkardım. ( yazının devamı spoiler içerebilir)
İlk kitaptan farklı olarak bu kitap yaşamış olmayı istediği paralel evrenleri değil de yaşadığı tek bir hayatı tekrar en başından izlemesini anlatıyor. 81 yaşında ölen Wilbur Gece Yarısın Trenine biner ve bebekliğinden itibaren yaşadığı hayatı izlemeye başlar. Yaptığı hataları, göremediği detayları ve başarı hırsının nelere mal olduğunu anlar. Ama hayatını değiştirme şansı yoktur. Ta ki rüyadaki Wilbur ona eşlik edene kadar. Rüyadaki Wilbur ve hayalet Wilbur geri kalan hayatlarını birlikte izlemeye başlarlar. Ve işler burdan sonra değişir, daha doğrusu hataları düzeltme şansı doğar. Rüyadaki Wilbur balayında uyanır ve yapması gereken şeyleri görmüştür.
"Çünkü bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır."