Bu köpekle başın tam anlamıyla beladaydı.
..
Onsuz ne yapardım bilmiyorum,
..
Onu gezdirirken kendim bir halt sanıyordum, Çünkü ben onun dünyada sahip olduğu tek şeydim. Onu öyle seviyordum ki başkasına verdim.
..
Onun bir hayatı olsun istedim, mümkün olsa kendim için de yapardım bunu.
Yaz gelir de heveslenir bitersin
Güz gelince başın alır gidersin
Yavru niçin boynun eğri tutarsın
Senin derdin benden beter menevşe
Ala gözlerini sevdiğim dilber
Uyuyup uykuya kanamaz oldum
Deli miyim mecnun muyum ben neyim
Sevdasın serimden atamaz oldum
“Seni öyle seviyorum ki. O kadar sevdim ki seni. Ne kadar sevdiğimi söyleyeyim mi sana? Gelincik tarlalarından geçerken, kendin de mis kokulu bir gelincikçiçeği, akşamın tamamını içine çekip içmiştin. Ve ayak bileklerinin etrafında dalgalanan elbisen bir yalaz gibiydi günbatımında. Ama başın eğikti ışıkta, saçlarınsa yanıyordu bütün o öpücüklerimden, alev alevdi hâlâ.”
Eğitim toplumdan topluma, çağdan çağa değişir. Dolayısıyla onu dolduran terbiye de değişmektedir. Özellikle tektanrılı vahdet-vahiy dininin ortaya çıkmasından itibâren edep cıhanşumül hâle gelmiştir ve değişmez birtakım biçimler kazanmıştır." Öncelikle eğitimin kazandırdığı terbiyeye bir örnek vereyim, Meselâ gençliğimizde aldığımız eğitime göre bir erkeğin bacaklarını açıp genişce oturması çok büyük bir terbiyesizlikti.
Bunun ilk defa nerede bilincine vardım? Yıl 1974tü galiba. O dönemde Halk Partisiyle, Milli Selâmet Partisi karma bir hükümet kurdu. Bülent Ecevit başbakan, Necmettin Erbakan da yardımcısıydı. Bülent Ecevit, bir basın toplantısı veya mülâkat sırasında düzgünce oturmuş, kendisiyle mülâkat yapan kimseyle konuşuyor. O zaman televizyon çok yeniydi, siyah — beyazdı. Babam da ayakta durmuş ekranı seyrediyordu. Başını salladı. “Yahu” dedi, “şu adama bak, ne kadar müeddep (terbiyeli/edepli). Bayağı iyi bir aile terbiyesi almış olmalı”. Orada oturma biçiminin terbiyeyle yakın ilişkisini gördüm.
buyurdular ki: (Yâ Alî! Baş ağrısı seni râhatsız edecek kadar olursa, iki elini başın üzerine koyup, sûre-i Haşrın âhırini [sonunu] oku. “Lev enzelnâ” âyet-i kerîmesinden sonuna kadar oku.)