“Ne doğumumuz ne ölümümüz ne de doğumla ölüm arasında can çekişerek sürdürdüğümüz hayatlar bize ait. Başkalarının isteklerinden doğuyor, başkalarının istediği gibi yaşıyor ve başkaları yüzünden ölüyoruz. Bizim sandığımız hayat bizim değil,bizim sandığımız beden bizim değil…”
Başkalarının Tanrısı, Mine Söğüt kaleminden okuyacağınız hayalle gerçeğin karıştığı sorgulayıcı bir metin.
Yaşamlarının bilinmezliği içinde, ölümüm ve öldürmenin eşiğinde hayat süren insanlar var bu kitapta.Biri bebek olmak üzere sokaklarda yaşayan beş kişi.Görmüyoruz bu insanları,görmezlikten geliyoruz,geçmişin onları sokağa sürüklediği anılarıyla ilgilenmiyoruz ve o anlıyoruz ki insana en büyük kötülüğü yapan yine insan.
Karakterlerden bahsetmeyeceğim,onları okuduğunuzda tanıyacak bu kadarı da olmaz artık diyeceksiniz ama var,var olduğunu hepimiz biliyoruz.Kitap ilk etapta ismiyle dikkat çekiyor Başkalarının Tanrısı.Karakter Efsun abladan sık sık duyuyoruz “Bizim tanrımız yok!Hala anlamadın mı!Bizim tanrımız yok!Başkalarının Tanrısı o!” cümlelerini,inanç sorgulamasından ziyade otoriteye,toplumsal baskılara hem başkaldırış hem boyun eğme (çaresizlik)olarak düşünüyorum ben.Yazardan daha öncede farklı okumalar yaptım ve seviyorum kalemini.Kitapla ve sevgiyle kalınız.