Küllük
Bu bir kahvedir; Bayezid'de meydanın sağ tarafında, içerlek bir şey. Oraya "Küllük" derler. Küllük'ün bir bahçesi, bahçesinde yaşlı ıhlamur ağaçları, dalyan boylu akasya ve kestane ağaçları vardır. Küllük baharı ve yazı bütün zerreleriyle bu ağaçlar sayesinde duyar. Gerçekten de Küllük'ün mevsimleri tam bir duyuşu vardır. Mevsimleri ve hele sonbaharı, sonbaharın başlangıcını, başlayışını. Sonbaharda mor bulutların, mor ve alçak bulutların hani bir baskın edişi vardır; her yer birdenbire kararıverir, yaprakların yeşili esmerleşir, esmerleşen yeşil yapraklarda bir ürperme, bir titremedir başlar, pır pır titrerler, titrer dururlar. Hava artık o hava, rüzgâr o rüzgâr değildir. İnsanın etine ıslak, rahatsız edici, endişelendirici bir şeyler dokunur, evi düşündürür. Küllük'ün yazlık müşterileri vardır: Biz bu vefasızlara kırlangıçlar deriz. Kırlangıçlar, daha kestaneler o güzelim yapraklarını dökmeden Şehzadebaşı'na veya Aksaray'a göç ederler. Bu hazin bir şey olur, fakat üzerinde durmağa değmez: Kalsalar ne olacak sanki; ne onlar Küllük'ün hurda bir vagona benzeyen salaşına hakkını verebilirler, ne de Küllük onları mide fesadına uğramadan benimsiyebilir, kısacası kırlangıçlar sonbaharla birlikte gittiklerine bal gibi iyi ederler. Sonbahar geçer kış gelir; yollar kapanır kardan.. veya yağmurdan, çamurdan, soğuktan, can sıkıntısından, hayatın boşluğundan veya asıl doğrusu hepsiyle birden yollar kapanır.. ve biz, kırk kişi, üç dört aylık hayatımızı kurmağa başlarız: Bu kırk kişinin içinde bütün dünya insanları toplanır, bu kırk kişinin arasında dünyanın bütün bağları kurulur: Birbirimizle kavga ederiz, dost oluruz, gruplara ayrılır, borç alır, öder veya ödemeyiz, borç verir, alır veya alamayız. Sırası gelir küskünlüklere son verir, sırası gelir dostlarımızla bozuşur ve
Sayfa 140·Kitabı okuyor
Şimdi Newton’u ve Descartes’ı oldukları yerde bırakmanın zamanı, çünkü bugünün gerçekleri, o dönemin tarihsel gerçeklerine baskın çıktı
Sayfa 23·Kitabı okuyor
Reklam
İnsan denizde kaybolduğunu sanıyorken denizin kendisi olduğunu fark edemiyor. Derinliğiyle, dalgasıyla, karanlığıyla, parıltısıyla... Ben bunu geç öğrendim ama öğrendim. Ve şimdi yalnızca kendim için değil, ışığını arayan herkes için söylüyorum... Etrafındaki tüm renkler ne kadar baskın olursa olsun, yine de yolunu bulur.
Alıntı
Etrafındaki tüm renkler ne kadar baskın olursa olsun, yine de bulur yolunu.
Alıntı
Nelere, nelere baskın gelmez ki Seni düşünmenin tadı
Sayfa 97·Kitabı okudu
Şiir
Ama o melemelerde, o çığlıklarda, saf masumiyet olan o hayatta varoluşun anlamına ilişkin en derin soru saklı değil midir? Çünkü ölüm kimsenin yüzüne bakmadan ansızın baskın yapar ve yok eder. Steril ve mutlak kudret sahibi olduğuna inanan toplumumuzda bunu sık sık unutuyoruz ama ölümün o ensemizin dibindeki varlığını unutmak ilk andan başlayarak hayatın anlamından yüz çevirmen anlamına gelir. Ölüm benim hayvanlarımdan birinin üzerine inince, öteki hayvanlar o cansız bedene yaklaşmamak için uzaklaşırlar ve birkaç gün boyunca davranışlarında bir değişim gözlenir; sanki içlerindeki bir şey ansızın farklı titreşmeye başlamış gibi tuhaf bir hale bürünürler. Ölüme tanıklık etmenin derin bir korku yaratmaması mümkün değildir, o parlayan bakışlar ansızın donuklaşır, sıcacık beden ansızın soğuk bir katılığa bürünür. Ve işte bu nedenle insanoğlunun tüm kültürleri bu can alma işlemini daha az ürkütücü bir hale sokmak için farklı kesim ritüelleri geliştirmiştir: Bu, hayvan için daha az ürkütücü olmayı amaçlarken, asıl bizim için, akan kanda bulunan güç için ürkütücüdür.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Reklam
Reklam