AVRUPA'NIN ÖKÜZLERİ BARIŞMAZ!..
(...) Lem'alar'ta bir "ikiz iki dehâ" analizi var: "Şimdi buna dikkat et: Eski Roma, Yunanın iki dehâsı vardı; bir asıldan tev'emdi. Biri hayâl-âlûddu, biri maddeperestti. Su içinde yağ gibi imtizaç olamadı. Mürûr-u zaman istedi, medeniyet çabaladı, Hıristiyanlık da çalıştı. Temzicine muvaffak hiçbiri de olmadı. Her biri istiklâlini filcümle hıfzeyledi. Hattâ el'an âdetâ o iki ruh, şimdi de cesetleri değişmiş. Alman, Fransız oldu..." ilâ âhir. Devamını sonraya bırakmakla birlikte şöyle bir soruyla yüzleşelim hemen: "İkiz iki dehâ" nedir? İdeoloji midir? Sistem midir? Kavim midir? Felsefe midir? Eğilim midir? Nasıl-nice bir şeydir ki, evvelâ Roma-Yunan ile görünmüş, ancak Bediüzzaman'ın yaşadığı çağa da Alman-Fransız olarak gelebilmiştir? Pierre-Joseph Proudhon'nun Sanatın Prensibi isimli kitabını okurken yeni bir bakış açısı kazandığımı söyleyebilirim mevzua dair. Özeti şöyle: Proudhon, reform hareketi ile Roma, Rönesans hareketiyle de Yunan arasında bağlar kuruyor. Ona göre ne "reform" ne de "rönesans" Batı için yeni şeyler değil. Ya? Özündeki "yol açıcı" değerlere geri dönmüş oluyor onlarla Avrupa. Tabii biraz daha açılması gerek buranın. "Yol açıcı" ne demek? Putperest Roma'nın İsevîlikle yaşadığı kavgayı nasıl aştığını anımsayalım şimdi: Kanlı bastırma çabalarının ardından pes etmişti imparatorluk. Hristiyanlığı da putperestlikle barıştırarak sinesine basmıştı. Hatta imparatorluğun resmi dini olarak kabul etmişti. Böylece düzenin devamı güvenceye alınmıştı. Eğer Roma Hristiyanlığı kabullenmeseydi parçalanması işten bile değildi. Parçalanmak yerine hasmıyla uzlaşmayı seçti. Tıpkı bugün liberalizmin gittiği her ülkenin "satılabileceklerine" yaptığı gibi... __Binlerce yıl önce yaşanan bu hâdise Roma için bir "reform" anlamına geliyordu. Evet. Dinlerini değiştirmişlerdi.
Anadolu ağıtları İnsanoğlunun geçmişini onların arkada bıraktıkları izlerden öğreniriz, yüzyıllar öncesinden günümüze kalan destanlar, ağıtlar, türküler geçmişten geleceğe uzanan serüvenini bize anlatır. Ahmet Özdemir Anadolu'da söylenen her türkünün hikayesi her ağıdın göz yaşı vardır insanlar yaptıkları türküler ile yaşadığı duyguları anlatırken ağıt yaktıkları zaman ise çektikleri acıyı dile getirirler halk gördüğünü anlatmakta nice usta romancı ve yazarı geride bırakmıştır. Bir ananın gözyaşı kutsal kabul edilir Anadoluda ağıtlar en çok Türkmen obalarının yaptığı göçler yaşanan dünya savaşlarında ölen Şehitlerimiz arkasından yazılır yazar Ahmet Özdemir ağıdı şöyle açıklar "Ağıtlar ölene söylenen ezgili halk şiirleridir.Türk edebiyatının başlangıcından beri var olan bu şiirler halkın yaşayışını anlatır insanlar ölüm varlık yokluk açlık duygusunu bu şiirlerde dile getirirler."Anadolu göz yaşı ülkesidir insanlar çektikleri acıları destan yaparlar.Kuşkusuz her coğrafyanın her ülkenin bir ağıdı vardır ama en çok ağıt savaş görmüş açlık yaşamış ve ayazda kalmış ülkelerde ortaya çıkar. Bu yüzden Anadolu en güzel ağıtların yazıldığı yaşandığı gözyaşları ile sulanan mübarek bir topraktır çünkü bu topraklarda Anaların gözyaşı yetim bebeklerin ağlaması vardır Anadolu Ahmet özdemirin ifadeleri ile; "Gözbebeğidir onu korumak için asker olunur.Gidip te gelmeyenlere içi dert dolu acı  ağıtlar yakılır dillerden düşmeyen" Yeryüzündeki bütün toplumlar savaşlar görmüş çok çetin sınavlardan geçmiş ölümü yoksulluğu baskı ve zulmlerden geçmiş büyük acılara tanık olmuştur büyük savaşlar büyük acıları doğurur Ahmet özdemir Anadolu toprağı ve Anadolu insanı en çok ağlamasından bilinir göz yaşından tanınır çünkü bu topraklar özünde yakılan ağıtlar ve yaşanan savaşlar sonucu okunan
Edebiyat
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Namazın Fazileti, Hukuku ve Hikmetleri
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلهِ اَلْحَمْدُ Namazın Fazileti, Hukuku Ve Hikmetleri Mümine göz aydınlığı olarak namazı farz kılan Allah Teâlâ’ya hamdolsun. Salât ve selâm nebiler serveri Hz. Muhammed Mustafa'ya Sallallâhü Aleyhi Vesellem ve onun edebiyle edeplenen âl ve ashabına olsun. Allah Teâlâ ayet-i celilede şöyle buyuruyor: وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ "Sabrederek ve namaz kılarak (Allah Teâlâ’dan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah Teâlâ’ya derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir" 1 İslâm'ın beş temel şartından biri olan namaz, diğer şartlar arasında kelime-i şehadetten sonra en faziletli olanıdır. Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetinde namazın fazilet ve önemine işaret edilerek, kılınması emredilmiştir. Cenâb-ı Hakk'ın bu emrini yerine getirmek için, her Müslümanın beş vakit namazı kılması dinî bir görevdir. Çünkü şuurla kılınan bir namaz, nefse darbe vuran keskin bir kılıç ve günahların affına vesile olan Rabbânî bir ikramdır. Namaz, dinin direği olması yönüyle ibadetlerin şeref ve faziletçe en üstünüdür. Şükrün yerine getirilmesinde de büyük önem arz etmektedir. Bütün bunların yanında, imana şahitlik eden, kulu Allah Teâlâ’ya yaklaştıran, insanı her türlü kötülükten alıkoyan ve kişinin cennete girmesine vesile olan yine namazdır. Şu halde namazın, dünya ve ahirete yönelik sayısız hikmet ve faydası vardır. Hikmet, insanı iyi ve güzele yönlendiren, neticesinde de faydalı amele sevk eden doğru bilgi olduğu için, namaz kılmayanların namaza başlaması, namaz kılanların ise kıldığı namazın önemini kavraması açısından, namazın hikmetlerinden az da olsa bahsetmeye çalışacağız. Kulun İbadetle
Hayat ve İnsan
MUTLU SONUÇ
Haber: Ankara İtfaiyesi çalışanı Cebrail Sarsılmaz, 6 Şubat 2023 depremlerinde Kahramanmaraş'taki Müjde Apartmanının enkazından kurtardığı Sinem Kaynak ile dünya evine girdi. (03.07.2024 / AA) MUTLU SON Trajik bir olaydan mutlu bir son çıkmasından dolayı hem kendi hem eşi adına heyecanlı olduğunu söyleyen itfaiye eri Sarsılmaz, "6 Şubat depreminde arama kurtarmada 13 gün görev aldım. Kahramanmaraş’ta Müjde Apartmanı'ndan eşimi ve kardeşini canlı olarak enkazdan çıkardık. Farklı ve anlatılamayacak bir duygu. Trajik bir olaydan böyle mutlu bir sona kavuştuk." ifadesini kullandı. Sinem Kaynak da duygularını şu sözlerle dile getirdi: "Olumsuz bir olay neticesinde bir araya gelsek de enkazdan çıkarılan şanslı birkaç kişiydik. Ertesinde hayat bizi birleştirdi. İçimizde buruk bir hüzün var. Hem kendi kayıplarımız hem diğer kayıplar için üzgünüz ancak hayat devam ediyor, mutluyuz." BENCE MUTLU SONUÇ Haberin içindeki açıklamada "son" sözcüğü kullanılmış. Son yerine "sonuç" kelimesi bence daha uygun. Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, bir gelişim veya girişimden elde edilen şey... Yani sonuç... Belki de yeni bir başlangıç... Tesadüfler güzel sonuçlar getirsin herkese. İyi niyetler, mutlu sonuçlara yol açsın. Çiftimizi tebrik ediyorum. Bir çeyrek altını hak ediyorlar. Sebepler ve sonuçlar... İnsanların kaderini, kederini ve mutluluğunu belirler. Çizgi mi dersiniz akış mı, yol mu? Bilemem. Bildiğim tek şey iyilik, doğruluk, güzellik, sağlık ve huzuru her insan hak etmeli. Adımlar buna göre atılmalı.
Hayata Dair
*Günün Yazisi* Sizler için
Dur hemen kaydırıp erteleme bildirimi! Söyleyeceklerim var! Gün biterken bize vermesi gereken bir ders var.. Bu gün bittiği gibi bu gençlik, bu lezzetler, bu ömür de bitecek... Hatta bir adım ilerisini düşünürsek dünyanın da ömrü bitecek.. Bu korkutucu mu geliyor yoksa? O zaman bize bir çözüm gerek.. Peki bitmeyecek ne var? Bizi tüm "bitmelerden" kurtaracak kim var? Lezzetlerin bakileşmesini, meşakkatlerin ortadan kalkışını sağlayacak ölüm müjdesi var.. Evet müjde! Tabi onu müjde olarak görebilene.. Ölümün ardını düşünebilene müjde.. Necip Fazıl'ın dediği gibi: "Öleceğiz müjdeler olsun!" Ölüm hakikatini bir son değil bir "başlangıç" olarak görebilmek için çabalamak gerek. Ahirete imanı kuvvetlendirmek gerek.. Bunun için ahireti getirecek olan Allah'ı ve onu tanıtan elçisi Efendimiz aleyhisselatu vesselam'ı ve Kur’ân-ı tanımak gerek.. Var mısın tanımak için çabalamaya?
Bir yol
Birdenbire ayağa kalktı ve eliyle trenin penceresinden işaret ederek: -İşte, dedi, şu gördüğünüz küçük yol, şu iki ağaç arasında tepenin eteğini kıvrılan patika… Fevkalâde hiçbir tarafı yok değil mi? Hemen her yerde bol bol rastgelebileceğimiz alelade bir şey… Bununla beraber nereye gittiğini, nereden geldiğini bilmediğim, bir dönemeçte kaybolan tozlu parçasından başka hiç bir tarafını tanımadığım bu yol benim hayatımda bütün bir sergüzeşttir. Onbeş seneden beridir ki bu yolda her ay bir iki seyahat yaparım. Bu uzun şeridin iki yanında ve onun döne döne değişen ufkunda tanımadığım hiç bir şey yoktur. Yattığım yerden gözüme ilişen sivri bir kaya parçası, yalnız aydınlık havada ürperen tepesini gördüğüm bir ağaç, ne bileyim hatta daha alelade bir işaretle bütün ufku kendi kendime canlandıracak kadar bu yolların aşinasıyım, fakat yıllar var ki bu küçük yol parçasını, yol bile diyemeyeceğimiz bu dövülmüş kırmızı toprak genişliğini daima yeni, yepyeni bir şey gibi seyrettim. Onu her defasında görür görmez ürperdim, onda saadetlerin, hasretlerin, beklenilen şeylerin bütün güzelliğini ve şiirini duydum. Şüphesiz bunda ilk defa gözüme çarptığı günün hususiyetinin de mühim bir hissesi vardır. İstanbul’dan soğuk ve yağmurlu bir günde ayrılmıştım, İlk çocuğum on gün evvel ölmüştü, karım hasta idi, başka üzüntülerim de vardı. Kısacası kaderle diş dişe, yumruk yumruğa olduğum günlerden biriydi. Bilmem sizde de böyle midir; yolculuk benim üzerimde daima iyi ve unutturucu bir tesir yapar. Iztıraplarımızın, üzüntülerimizin mekanla, yahut hayatımızın tabii muhiti ile sıkı bir alakası olsa gerek. Bir muharririn dediği gibi, falan yerde en kesif şiddetinde olan bir acı iki yüz kilometre daha ötede ve başka insanlar içinde biraz daha hafif ve daha kabil-i tahammül oluyor. Bununla
Edebiyat