5. Sosyalist Devrimci Parti. İlk harflerinden ötürü Eserler (SR) de denir. Başlangıçta devrimci bir köylü partisiydi. Savaş Örgütleri’nin (yani Terörcülerin) partisiydi. Mart Devrimi’nden sonra o güne dek sosyalistlikle alakaları olmamış kişiler partiye girdiler. Bu sırada parti, yalnız toprakta özel mülkiyetin kaldırılmasını, toprak sahiplerine de tazminat ödenmesini istiyordu. Fakat sonunda köylüler arasında devrimci duygunun şiddetlenmesi, Sosyalist Devrimcileri “tazminat” talebinden vazgeçmeye zorladı. Genç ve ateşli aydınlar 1917 sonbaharında ana partiden ayrılarak Sol Sosyalist Devrimci Parti’yi kurdular. Sonraları radikallerce Sağ Sosyalist Devrimciler diye adlandırılan Eserler Menşeviklerin davranışlarını benimsemiş ve onlarla birlikte çalışmıştır.
“Başlangıçta hep böyledir. Yeni gelenler kazanır. Herkes için durum aynıdır, insan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz.”).
Dil, oluşumu gereği, psikolojinin en tortulaşmış biçimidir: dil metafiziğinin, açıkçası: aklın, temel varsayımlarını bilince çıkardığımızda, kaba bir fetişin içine gireriz. Odur her yerde bir eyleyen ve bir eylem gören: istencin neden olduğuna inanır; “ Ben” e inanan, varlık olarak, töz olarak Ben’e inanan, ve Ben-tözüne duyduğu inancı tüm şeylere yansıtan — böylelikle “ şey” kavramını yaratmış olur... Varlık her yerde neden olarak düşünülür, atfedilir; “ varlık” kavramı “ ben” kavramının ardından, ondan türetilmiş olarak gelir... Başlangıçta istencin, etkiyen bir şey olduğu — istencin bir yeti olduğu yanılgısının doğurduğu büyük felaket vardır... Bugün onun yalnızca bir sözcük olduğunu biliyoruz... Çok çok sonradan, bin kat aydınlanmış bir dünyada, filozoflar aklın kategorilerini kullanmaktaki güvenliğin, öznel güvenliğin bilincine şaşırarak vardılar: bu kategorilerin deneyden kaynaklanmayacağı sonucunu çıkardılar — deneyin tümü onlarla çelişki içindeydi.
Başlangıçta söz vardı ve söz tanrıydı ve o zamanlardan bu zamana en büyük sırlardan biri olarak kaldı. Söylenene göre söz Tanrıydı ve söz etti. Bu başlangıç sözü tam olarak neyin başındaydı? YAZILI tarihin başında. Genel ola rak zikredilen sözün yazılan sözden önce geldiği varsayılır. Ben ise zikredilen sözcüğün yazılan sözcükten sonra geldiğini iddia ediyorum. Başlangıçta söz vardı ve söz Tanrıydı ve söz etti... insan eti...
Rus yazar Tolstoy kısaca kendi hayatını anlattığı "İtiraflarım" adlı kitapta, küçükken dini bir eğitim aldığını fakat koleje gittiğinde öğretmenlerin ve eğitimin tesiriyle ateist olduğunu, sonra da her türlü günahı işlediğini anlatır. Tolstoy, "İki olay benim gözümü açmama vesile oldu." diyor. Birinci olay, Paris'e yaptığı bir yolculukta bir mahkûmun giyotinle idam edilmesini görmesi, ikinci olay da genç yaştaki kardeşinin bir hastalıktan dolayı acı çeke çeke ölmesidir. Tolstoy kendi kendine, "Ölüm diye bir şey var. Fakat ölüm niçin var?" sorusunu sorar. Tabi bu sorular, "Hayat niçin var? Hayatın amacı nedir? Niçin yaşıyorum?" sorularını da beraberinde getirir. Allah'a inanan bir kişi için bu soruların cevabı kolay ve basittir. Fakat Allah'a inanmayan biri için bu sorulara cevap bulmak zordur. Tolstoy, "Başlangıçta bu sorular bana çocukça geldi fakat daha sonraları dünyanın en önemli sorularının bunlar olduğunu gördüm." diyor. Ve şöyle devam ediyor: "Bu soruların cevabını bulmak için felsefeye ve bilime müracaat ettim. Onlar bana dediler ki: Bize istediğini sor. Yıldızları, hayvanları, bitkileri her şeyi sor. Fakat bunları sorma. Çünkü bu soruların cevabı yok, dediler."
Tolstoy, bu soruların cevabını bulamadığından depresyona girdiğini, hatta kaç defa intiharı düşündüğünü fakat "İleride bunlardan kurtulurum." düşüncesiyle kendini tuttuğunu söylüyor. Nihayet üç yıl süren bu depresyonlu dönemin ardından güçlükle Allah'a inanır ve o hallerden kurtulur.
Başlangıçta bilgelik cezbedicidir, ama ilk başta
çölde bir testi suyken, giderek gölde bir testi suya dönüşür, zira bilgelik -su gibi- kolayca hazmedilir