Benüm bunda karârum yok ben bunda gitmege geldüm
Bâzirgânam metâ'um çok alana satmaga geldüm
Ben gelmedüm da'vî-y-içün benüm işüm sevi-y-içün
Dostun evi gönüllerdür gönüller yapmaga geldüm
Dost esrigi deliligüm âşıklar bilür neligüm
Degşüriben ikiligüm birlige bitmege geldüm
O hocamdur ben kulıyam dost bağçesi bülbüliyem
Ol hocamun bağçesine şâd olup ötmege geldüm
Bunda biliş olan cânlar anda bilişürler-imiş
Bilişüben hocam-ıla hâlüm arz itmege geldüm
Yûnus Emre âşık olmış ma'şûka derdinden ölmiş
Girçek erün kapusında hâlüm arz itmege geldüm
Emre Bayın'ı okudukta Anlamadan bir yazı yazabilirmiyim, ya da okurun anlayamayacağı yazı yaza bilirmiyim. Emre Bayın, ikisini de yapıyor. Hem kendinin, hem okurun anlamayacağı yazılar yazıyor. Kanon ... modernleşme ... etnik-dinsel kimlikler ... milli kültür, içeri edebiyat.
Yazısını bilir bilmez bu kavramla acaba ne demek istiyor.
Önce şu kanon'dan başlayalım. Ahmet Cevizci şöyle diyor kanon için, "mantıksal ve bilimsel yöntemlerin kendisine tabi olmak durumunda olduğu temel ve önemli bir kural, ilke ya da ölçüt. Belli bir alanda geçerliliği olan kural ve ilkeler toplamı. / Normatif bilimlerde, temele konacak, ölçü alınacak norm, izlenecek model ya da pratik kural. Öte yandan, belli bir sistem ortaya koy maya yarayan kurallar bütününe ise kanonik adı verilir. " (Ahmet Cevizci, Felse fe Sözlüğü, Pradigma, İstanbul, 2002, y. 583.) Ahmet Cevizci söylemiyor ama, kanon eski Yunancadan geliyor, yasa, ölçü demek.
Kanon karaktersiz kavram, ya da tarih içinde karakteri değiştirilmiş. Sözgelimi Hıristiyanlıkta kilise yetkililerinin koyduğu kurallar ... Müzikte de kanon var. Yazında kanon, devletin ideolojisine uygun yapıtlar üretmek.
“Şuna baştan başlayalım. Siktiğimin gerçeğiyle.” Beni arkasından çıkarıp yanına çekti. “O bir fahişe.”
Kelimeyle birlikte sarsıldım.
O kelimeden nefret ettim.
O kelime üzücü ve kırık dökük şeyleri çağrıştırıyordu. Oysa ben öyle değildim. Ben bir evlat, bir öğrenci, bir dosttum. Akıllıydım. Bir zamanlar güzeldim.
Bir değerim vardı.