Engels, Ailenin Kökeni adlı kitabında kadının öyküsünü bu açıdan ele almaktadır: bu öykü, özellikle tekniklerin tarihçesine bağlıdır. Taş Dönemi'nde, toprağın oymağın bütün üyelerinin ortak malı olduğu günlerde ilkel çapa ve bellerin basitliği tarımsal olanakları kısıtlamaktaydı: kadınların gücü, ancak bahçelerin işlenmesine yetiyordu. Bu ilkel işbölümünde bile, iki cins, bir bakıma iki ayrı sınıf oluşturuyordu; bu sınıflar arasında eşitlik vardı; erkek balık ya da hayvan avına giderken, kadın evde kalıyordu; ama ev işleri de üretici çalışmalardı: kap-kacak yapımı, örgü, sebze yetiştirimi gibi; böylece kadının iktisadi yaşamda büyük bir rolü vardı. Bakırın, kalayın, tuncun, demirin bulunuşu, sabanın ortaya çıkışıyla, tarım gelişti: ormanları tarla haline getirmek, tarlaları verimli kılmak için yoğun bir çalışma gerekliydi. Bunun üzerine, insanoğlu başka insanları köle haline getirip çalıştırmaya başladı. Özel mülkiyet ortaya ortaya çıktı: kölelere ve toprağa sahip olan erkek kadının da sahibi oldu. Bu, "kadın cinsinin en büyük tarihsel yenilgisi"dir, ve işbölümünde birtakım yeni araç ve gereçlerin türetimiyle açıklanmaktadır. "Eskiden kadına evdeki yetkesini sağlayan neden, yani ev işlerine kapanıp kalışı, bundan sonra erkeğe üstünlük sağlamaya başladı; kadının evdeki çalışması, erkeğin üretici çalışması yanında eriyip gitti; bu sonuncu temel, öbürüyse bunun önemsiz bir parçası olup çıktı." O zaman, baba hukuku ana hukukunun yerini aldı: malın mülkün kadından oymağa değil, babadan oğula geçişi başladı. Bu, özel mülkiyete dayalı ataerkil ailenin doğuşuydu. Böyle bir ailede kadın ezilir. Efendi durumundaki erkek, bir sürü ayrıcalıkla birlikte, cinsel alanda da gönlünün çektiğini yapmaya başlar: kölelerle ya da zengin yosmalarla yatar, çokeşlidir.