Belki de bugüne kadar karşıma çıkan her engeli kendi gücümle aştığım için, bu kez bir başkasının hamlesini beklemek bana bu kadar ağır geliyor. Satranç gibi; taşlarını oynadın, planlarını kurdun, elinden geleni yaptın. Ama bazen oyun, senin hamlenle değil, karşındaki oyuncunun karar vermesiyle devam eder. İşte o anlarda, yapılacak bir şey kalmamış gibi görünür.
Güçlüyüm, kendime yetiyorum. Ama içimdeki üretme ve başarma isteği hiç dinmiyor. Her aştığım engelin ardından yenisi çıkıyor karşıma. Fakat bir tanesi var ki, ne kadar uğraşsam da hâlâ aşamadım. Belki de insanı en çok yoran, önündeki duvar değil; o duvarın neden hâlâ yerinde durduğunu bilememek.
İnsan zekâyla ödüllendirilmiştir. O, kendi kendini bilen bir yaşamdır; kendisinin, diğer insanların, geçmişinin ve gelecekte onu bekleyen olasılıkların farkındadır. Kendi kendinin ayrı bir varlık olarak bilincinde olması, yaşam süresinin kısalığını, kendi kararıyla doğmayıp belki sevdiklerinden önce, belki de onlardan sonra, ama kendi isteği dışında öleceğini bilmesi, yalnızlığının ve ayrı olmasının farkındalığıyla doğal ve toplumsal güçler karşısında çaresiz kalışı, insanın ayrı ve kopuk yaşamını çekilmez bir hapishaneye çevirmektedir. Eğer insan, bu hapishaneden kurtulup dışarıya çıkamaz, kendisini dış dünyayla, bir başka insanla ya da düşünceyle bütünleştiremezse çıldırır