Sabahattin Ali’nin öykülerinde Anadolu’yu ve oranın insanını okumak, benim için sadece edebi bir yolculuk değil; adeta o toprakların kokusunu, tozunu ve sızısını iliklerine kadar hissetme deneyimi oldu. Yazarın her bir metinde insan psikolojisinin en kuytu köşelerine sızması, bunu yaparken de toplumsal adaletsizlikleri tokat gibi yüzümüze çarpması inanılmaz etkileyici. Karakterlerin o çaresizlikleri, verdikleri o sessiz hayatta kalma mücadeleleri ve sistemin katı çarkları arasında nasıl unufak oldukları satır aralarında öyle bir canlılıkla anlatılmış ki, insan her öykünün sonunda derin bir sessizliğe gömülmekten kendini alamıyor.
ASFALT YOL
Sabahattin Ali’nin bu öyküsünü bitirdiğimde boğazımda gerçekten çok ağır bir düğüm kaldı. Hani hayatta bir şeyi çok istersiniz, bütün kalbinizi, tüm iyi niyetinizi ortaya koyarsınız da sonunda o canla başla yaptığınız şey dönüp en çok sizi vurur ya; işte tam öyle bir hikaye bu. Okurken sadece sıradan bir yol yapım hikayesi değil, idealist bir insanın o temiz hayallerinin sistemin çarkları arasında nasıl paramparça olduğunu izledim resmen.
Öğretmen köye ilk geldiğinde içi umutla, enerjiyle dopdolu. Kendisinin de köylü kökenli olmasıyla gurur duyuyor, hatta dürüstçe "içimde yabancı bir yere gidiyorum hissi yoktu" diyor. Buradaki psikoloji aslında hepimize çok tanıdık: "Ben onlardan biriyim, beni anlarlar, bağ kurabiliriz." Bu inanç, öğretmenin hayattaki en büyük dayanağı aslında. Kamyonun o bozuk yollardaki sarsıntısından sersemlemiş olsa bile, kafasında köylüyle kuracağı o sıcak köprü var. Ama daha ilk günden muhtarın o umursamaz bir tavırla "beş on gün dinlen hele" demesiyle, o aşılmaz soğuk duvarı ilk kez hissetmeye başlıyoruz. Köylü için okul ya da eğitim hayati bir ihtiyaç değil, sadece hayatın (harmanın, tarlanın) arasında
Çeviri kurbanı. Hak ettiği çeviriyle kaleme alınmış olsaydı etkileyici bir masal, belki de destan olurdu gözümde. Yvaine, bu gece ben de başımı senin için göklere dikeceğim.
Yıldız TozuNeil Gaiman · İthaki Yayınları · 20121,480 okunma
Sezomm!!! Kalemine sağlık, bayılarak okuduk annemle beraber. Son 200 sayfayı sesli biçimde birlikte okuyarak bitirdik resmen. Bazı kısımlarda tüylerim diken diken oldu ve kanım dondu resmen.. psikolojik gerilimi dibine kadar hissettim. Bu kitap acilen film olmalii!! hayatta İnci gibi kendini maskeleyen insan olduğu kadar Eylül gibi hırslarıyla hareket edip başarı adına bazen çok fazla analitik düşünen tipler de var. Bu kitabın ana hikâyesinin yanında vermek istediği alt mesajlar da beni çok etkiledi. Kraliçe yapmış yapacağını dedim ve özellikle sonu.. neydi öyle sezom.. imza gününde sonu hakkında yüz yüze konuşmak istiyorum seninle. Çokça gurur duyuyorum seninle yaa, sen hep yaz ben senin okurun olmanın tadını çıkarayım
"Düşümde düşüme girdin dün gece..."
Az önce rüyamda Âkif hoca bana mesaj atmış, Seren hanım bu kez vize notlarını görerek not giriyorum diye. Ama ben uyudum, o zaman bu rüya diyerek uyandım. Çünkü nöbeti devredip uyudum. Bugün girerim dediyse girer dedim ben size. Çünkü Âkif king. O kadar.
Can özümden besmeleyi çekende ; böyle iki yıl. Dosta Doğru şiirler. Hadi başlayalım.
R.Ç:
Hocalarım
Kuran notu girilmiş
O.Y:
Hadi bakalım nöbetçiler istirahat vakti
R.Ç:
Beni nöbete bırakmıştı Seren hoca
O.Y:
Tahmin ettim hocam
R.Ç:
Şimdi saati önemsemeden çaldırsak mı kendisini hocam
O.Y:
Neden demez
Yaşadığım gerilim inanılmazdı. Maraton koşmuş gibiyim resmen. Detaylı anlatım sayesinde gerilim iki katına çıkıyor. İşin ustası Mertcan Acar okuyucuyu nasıl avuçlarına alacağını bildiğinden bir kat daha artmış. Önce sözü geçen 7 çocuğun başlarına gelenler teker teker anlatılmış. Sonrasında birbirlerinin kabuslarına şahit oluşlarına yer verilmiş. Öyle nefes kesici anlardı ki yaşadım adeta. Geçici zaferin ardından 27 yıl sonra tekrar kasabaya dönüşleri ele alınmış yeniden. Bu yüzden hiç hız kesmeyen, hep canlı tutan bir anlatıma sahip. Korkuyla birlikte yaşanan çocukluk, ilk arkadaşlık, kurulan dostluk çok güzel işlenmiş. Hepsinin hayatlarını ayrı ayrı yaşıyorsunuz.
İtiraf ediyorum, akşam izlemeye cesaret edemeyip, gündüz filmini de izledim kitabını okumadan izleseydim, daha fazla gerilebilirdim. Ani görüntülerde yerimden sıçradığım doğrudur ama kitapta daha can alıcı sahneler olduğunu söyleyebilirim. Ana konudan ayrılmaması bir tarafa, karakterlerin yaşadıklarına kadar değiştirilmiş kurgu. Kitaba kıyasla, filmde yaratıkla karşılaşma çok basit kalmış. Kitap mı, film mi derseniz kesinlikle kitap keyifli okumalar diliyor ve kısa bir kesit bırakıyorum...
"Derry, Amerika'nın küçük bir kasabası. Diğer kasabalardan farkı, kanalizasyon mazgallarının altında, yer altı borularının içinde yaşayan, insanların kabuslarında ya da gerçekte, korkularının vücut bulmuş haliyle karşılarına çıkıp, onların korkularıyla yaşam enerjisini besleyen bir yaratığa ev sahipliği yapması. Bu yaratık 27 yılda bir Derry'de kendini gösteriyor. Türlü ölümler, kayıplar, yıkımların ardından 14-17 ay arası döngüsünü tamamlayıp ara veriyor. İlk kez 58 senesinde döngüsünü tamamlayamıyor. Georgie' un ölümünün ardından, abisi Bill ve yaşadıklarının gerçekliğine inanmak istemeyen 6 çocuk daha yaratıkla
Ayşe Kulin'in Son adlı kitabını bitirmiş bulunuyorum.
Bu kitap, yazarın Kanadı Kırık Kuşlar ve Kördüğüm romanlarında yer alan karakterlerin hikâyelerini tamamlayan bir devam romanı niteliğinde. Kanadı Kırık Kuşlar'ı okumadığım için o kısımdaki bağlantıları tam olarak yakalayamadım; ancak Kördüğüm'de tanıdığımız Esra'nın hikâyesinin burada devam etmesini keyifle okudum. Hikâye, Vural Komserin de yer aldığı etkileyici bir finalle son buluyor.
Ayşe Kulin'in her zamanki akıcı anlatımı bu kitapta da kendini hissettiriyor. Üstelik adaşım olan Derya'nın hikâyesiyle başlaması benim için ayrı bir güzellikti. Karakterler sırayla sözü devralıyor, kendi duygularını ve bakış açılarını katarak hikâyeyi anlatıyorlar. Bu da romana farklı bir derinlik kazandırıyor.
Ben kitabı çok beğendim. Özellikle Kördüğüm serisini sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Ve itiraf etmeliyim ki, Aguli'yi özleyeceğim...