Terkiplerin taşından sağlam bir duvar örüyorum
ve şiirimin çatısı üzerine koyarak,
kendimi tutukluyorum.
ben böyleyim işte, belki de budalayım
kim nereden bilsin ki
kendi hücremin taşlarını sırtımda taşıdığımı,
Meryem'in çocuğu yerine çarmıhı taşıdığı gibi.
Tanrı onu yanına istedi, diyor rahip bir gün ayinden sonra, Agnes’in elini tutarak.
Agnes hırlayacak gibi, adama vurmamak için kendini zor tutarak hırsla rahibe dönüyor. ben de yanımda istiyordum, demek istiyor, Tanrı sırasını bekleseydi.
Ben insanların neden evlendiklerini merak ediyorum. Aşk için diyorlar ama ben ondan şüpheliyim. Elbette bazen o da oluyor, aşk için olanı yani. Fakat bana kalırsa erkeklerin çoğu (kadınlardan hiç bahsetmiyorum bile) özgürlükten nefret ediyorlar. İnsanlar aşk için değil âdet böyle olduğu için, yalnızlık karşısında dehşete düştükleri için evleniyor. Üstelik insanların çoğunluğu mutsuz... ve inanıyorlar ki... nasıl diyeyim? Evliliğin getirdiği bitkinliğin, o devamlı huzursuzluk halinin, mutsuzluğa bir çözüm olacağına inanıyorlar. Erkekler evli olmasalar mutlu olacaklarını düşünüyor; kadınlarsa kocaları başka biri olsa mutlu olacaklarını düşünüyor. Evliliğin sırrı bu işte: Mutsuzluğuna bir sebep yakıştırabilmek için mükemmel bir mazeret sunuyor bize. Evliler evli oldukları için mutlu olamadıkları ya da o kişiyle evli olmasalardı mutlu olacaklarını ve şu hayatta hiçbir şey başaramadılarsa buna evliliklerinin müsaade etmediğini düşünüyor. Evlilik aynı zamanda kendi işe yaramazlıklarına bir bahane olma görevi de görüyor. Bazen ayrılıyorlar, bir daha evleniyorlar ve birkaç ay sonra ya da şansları yaver giderse birkaç sene sonra eğer hâlâ olağanüstü bir şey başaramadılarsa yine mutlu olamıyorlar. Ama böyleyken bile hâlâ evliliğin mutsuzluklarını açıklamada kullandıkları mükemmel bir mazeret olduğunu fark etmiyorlar.
Héctor Abad FaciolinceBanu KarakaşAngosta