"Birce, sen benden hoşlanıyor musun?" Beyin donmasının ne olduğu hakkında uzun uzun düşünmüştüm ya, çok basitmiş. Öylece kalıyorsunuz. Aklınız çalışmıyor. Mantıklı bir cümle kurabilmeyi bırakın, sesinizi bile bulamıyorsunuz. Karşınızdakine öylece bakakalıyorsunuz. Aradan dakikalar, saatler belki de yıllar geçebilir. Nereden bileceksiniz ki? Donmuşsunuz! Tam da bu vaziyetteydim. Öylece Barış'a bakıyordum. Hakkını yemeyeyim, epey sabırlıydı. "Ben..." güzel başlangıç "Sen... Dalga mı geçiyordun." Hah. Değilmiş. "Hayır. Yanıldım mı? Öyleyse söyleyebilirsin." "Yanılmadın," dedim aksi bir sesle. "Şimdi ne yapacaksın?" Gülümsedi. "Ben de senden hoşlandığıma göre ne yapacağımıza birlikte karar verebiliriz." Yuh be...
Her şey boş, her şey acı yeryüzünde hiçbir şey kalıcı değil. O zaman döndüm ve bilgelik, akıllılık, delilik nedir diye düşünmeye başladım. O zaman gördüm ki, bilgelik delilikten üstün, ışıkla karanlık misali. Bilge kafasıyla görürken, deliler karanlığa koşuyor. Ve anladım ki, herkes aynı. O zaman, içinmden şunlar geçti: Delinin hali benimki gibiyse, ben ne diye bilgelik peşindeyim? O zaman içimden dedim ki, bu da boş. Çünkü bilge kişiler hep hatırlanmıyor, deliler de öyle ve gelecek günler her şeyi unutuyor. Bilge nasıl ölüyorsa, deli de öyle ölüyor. Bu sebeple yaşamaktan tiksindim.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
* Asliye Ceza hâkimi Ahmet Bey, bir celsede bana dedi ki, “Mu­sa Bey, ne diye Kürtçe yazıyorsunuz?” Ben de kendisine, “Hakim Bey, İstanbul’da Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler gazete çıkarıyor­lar. Ayrıca İngilizce ve Fransızca gazeteler de çıkıyor. Ben Kürtçe yazıyorum diye ne olacak?” dedim. Hâkim, “Efendim onlar azın­lıktır” dedi. Ben, “Hakim Bey, yani bir memlekette azınlık çoğun­luktan daha mı avantajlıdır? Eğer bir azınlık kadar hakkım yok­sa ben böyle çoğunluğu ne yapayım? Lütfen karar verin ve beni de azınlık kabul edin” dedim. Hâkim, avukatlar, hatta savcı gül­düler.
Sayfa 142 - Aram Yayınları, 4.Baskı: Nisan 2016·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Hugo kızını denizde kaybettikten sonra
O ilk anda dünyam yıkıldı, deliye döndüm Ah, üç gün üç gece ben ne gözyaşları döktüm. Sizler, umutları ellerinden alınanlar. Yüreğine acı düşen anneler, babalar Benim yaşadığımı siz de yaşadınız mı? Taşlara vurmak istediniz mi başınızı? Bir zaman isyan ettim, o korkunç saatlerde. Boşluğa saplandı gözlerim, o berbat şeye 'olamaz' sözcüğüyle doldurdum defterleri. Yüreklere acı salan bu kötülükleri Hiç karşılıksız,cezasız bırakır mı tanrı. Keşke bütün bunlar bir karabasan olsaydı. Keşke beni bir başıma koymasaydı böyle. Yan odadan gülüşünü işitseydim yine. Ah keşke ölmeseydi, yaşasaydı bugün de. Kapı açılsa şimdi ve o içeri girse Kaç kez 'sus' dedim ona, sözümü dinlemezdi. Duyuyorum işte kapıyı açıyor eli. Bakın işte geliyor, bırakın dinleyeyim Biliyorum o şu an bir yerlerinde evin.
Sayfa 72
Şiir
Neyseki adam başarisız olmuş
Sonunda terden sırılsıklam olmuş bir şekilde mücadeleyi bıraktı; kalbi hızla atıyordu. Eminim durmasının sebebi de buydu. Kanepenin kenarına oturup yüzünü ellerinin arasına aldı. Birkaç dakika sonra tek bir kelime etmeden giyinmeye başladı. Oradan çıkmadan önce sağduyuma güvendiğini söyledi. “Endişelenme,” dedim. “Başkaları sözünü tuttuğu sürece ben de sözümü tutarım her zaman. Adela kendine başka bir iş bulana dek fabrikada kalacak. Anlaştık mı?” Gözlerime bakmadan başını salladı...
“Dağ bile bilir, taş bile anlar, dedim.” *Zaten sen sevmiyorsun beni. Şu dağ bile bilir bunu. Taş bile anlar* "Deme onu. Onu deme!" "Ahım, Firuze!" "Ben daha sana nasıl anlatayım seni sevdiğimi?" "Senin sevdanı demire söyledim, boynunu büktü. Taşa fısıldadım, yükümden dağıldı. Şu dağa bağırsam yıkılır ama bir sen anlamadın, Firuze!"
Sayfa 9 - Firuze Arjin Koçak, Ezra Saruhan·Kitabı okuyor
Alıntı